Bütün ışıklar söndükten ve herkes evine gittikten sonra soyunma odasında tek başına oturan bir tiyatro oyuncusu gibi yüzümdeki makyajı silmek, peruğu, takma dişleri, takma kirpikleri çıkarmak, kendime gelebilmek ve kendi yüzümü görebilmek için, maskeden, maskelerden, bütün maskelerden kurtulmak için yalnız kalabilmek istiyordum.
Bütün öfkesine ve yersiz yurtsuz göçebe yaşamına karşın bu gezegendendi o, bense buraya ait olduğumdan hiçbir şekilde emin olamıyordum. Dünyayı seviyor, insanları anlıyordu. İstediğiniz kadar iteleyip yolundan çıkarın, kısa sürede yeniden yönünü bulurdu; öte yandan ben, yerimden bile kıpırdamadığım halde oldum olası yitip gitmiş gibiydim. Köklenmiş gibi görünüyorsam bu, gerçekten olduğum yerden kımıldamadığım içindi. Onun yersizliği geçici olsa bile kendisi hep yollardaydı; benim hareketsizliğimse daimiydi. En ufak bir kıpırtım dahi, akarsuyun en coşkun akan bölgesinde sarsılan bir sal üzerindeki adam kadar olurdu; su akar, sal sürüklenir, bense olduğum yerde dururdum.
Kitaplardan oluşan sık bir ormanda ağaç dallarını kese biçe yolumu açıyor, önemli bir kitabı gözden kaçırmış olduğumu her fark ettiğimde vicdan azabını hafifletmenin makul bir yolunu buluyordum.