Yaşam nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyordu? Yıllarca ölümü beklemiş olan padişahın en büyük meraklarından biri buydu.
İdam emrini verdiği insanlara kötülük yaptığının farkında bile değildi. Madem ki kullarının hayatı onun elindeydi, o da bir tanrı gibi istediği zaman o canı alıveriyordu işte. Kafeste korkudan aklını kaçırmak üzere olan çocuğun, bir anda milyonlarca insanı öldürmeyi yetkili olması, ölümü bile anlamsız, sıradan ve olağan kılmıştı.
Osmanlı sarayında bir Türk’ün hesabını kim sorardı ki? Sarayın ileri gelenleri, vezirleri ve üst görevlileri ya Sırp, ya Hırvat, ya Rum, ya Macar, ya Çerkez, ya İtalyan ya da benim gibi Afrikalılardı.
Ama insanoğlu kendisinde başka güçler vehmediyor. Değişmeye, başka bir şey olmaya, doğasını zorlamaya çalışıyor, işte mutsuzluğun ve savaşların kaynağı bu. Kısacası azizim, insan insan olarak yaşamalı, eşek eşek olarak.
Bu ülkede karar sistemini elinde bulunduranlara hiçbir şey yapamazsınız. Çünkü halk salak ve saf. Halkın salak olduğu bir ülkedeki demokrasi de diktatörlük ve seçimle gelen krallar demektir.