Sevdiğiniz bir insanı yanıbaşınızdayken bile özlersiniz bazen. Ama o giderse oturduğu kanepe, geçtiği yol boş kalmışsa, adına kurulan cümleler boğazınızda düğüm oluyorsa o özlemek değil eksik kalmaktır artık. Bir gün sen gittin, biz eksik kaldık.Hâlâ eksiğiz.11.02
..biz kalbimizi kapatmadığımız sürece ölen sevdiklerimiz de bizimle yaşamaya devam ediyor, onları rüyalarımızda misafir etmekse hem bizi hem de onları mutlu kılıyordu. 
Ölenlerin ardından odalarını kilitlemekle acılarımızı da oraya hapsetmiş oluyor muyuz? Seneler sonra o kapı yeniden açıldığında unutulmanın tozlarıyla kaplı odada hapsolmuş kederler bir anda üstümüze mi saçılır? Zihnimizin de böyle penceresiz , dar odaları var ; hiç yaşanmamış olmasını dilediğimiz kötü hatıraları oralara kapatıyoruz ve kapısına kalın asma kilitler vuruyoruz. Sonra bir an geliyor, kısacık bir an, bir karşılaşma belki, yahut bir fotoğraf, bir şarkı mesela, bir film afişi, tam o anda kalın asma kilitler bir örümcek ağı kadar kolayca dağılıveriyor, kendimizi pat diye o acı hatıranın içinde buluveriyoruz. Kötü hatıralara kilit vuralamaz.
Kalbinin en derininde saklı olanı çekip çıkarmak, onu anlatacak en yalın kelimeleri bulmak bazen mümkün olmaz. Yaptığınız tercihin geri dönülmez bir hata olduğunu anladığınızda yaşadığınız karanlığın bir dili, bir sesi yoktur.