Bu kadar çabuk unutmamız, her şeyi bu kadar çabuk unutmamız rezilce… Biz, en başta sessizliği unuttuk! Sessizlik denen hazineyi konuşarak israf ettik. Kendimizi şerh etmeyi unuttuk.
Birinin acısını dinlerken, dalgınlığımızın sebebi anlatanın perişanlığına duyduğumuz merhamet değil, aynı acıyla muhatap olmamız halinde ne yapacağımızı düşünmemizdir. 
Yaşamak ile var olmak aynı şeyler değil. Aralarında sonsuz bir boşluk var ve hepimiz o boşluğunun içerisinde debeleniyoruz. Aynı çerçevenin içinde sırtımızdaki türlü yüklerle, omzumuza mühürlenmiş ucu kim bilir kimin elinde olan iplere bağlı olarak bıkmadan, usanmadan aynı oyunları oynamaya devam ediyoruz. Sahnede bizi eğlendirene bakıp “ Bu benim!” diyerek yaralarımıza gülüyoruz.
Oysa bizi sahneye çıkarıp iplerimizi ileri geri oynatmak istediklerinde , dişlerimizle koparmalıydık o ipleri. Dişimiz kırılırdı ; en fazla kolumuz , bacağımız … Neticede kukla değil miyiz, ne fark ederdi ki bizim için. Ama yapamadık işte… Çünkü biz insanız; zayıfız, riyakârız, korkağız alçağız!