Kelimelerle aram pek iyi değildir. Kitapları incelenmek onlarla ilgili düşüncelerimi kelimelere dökmek bana göre çok zor bir şey. Ama bu kitabın bende bıraktığı etki o kadar büyük ki içimi dökmek,elimden geldiğince kendimi ifade etmek istedim.
Veronika 22 yaşında, güzel, eğitim görmüş,zeki bir kız. Ama mutlu değil. Sürekli başkalarını düşünerek hareket etmiş. Aman annem üzülmesin, babam benimle gurur duysun, elalem bu hareketime ne der.... Sürekli kendine kurallar koyup örnek insan olmaya çalışmış. Olmuş da. Dışarıdan bakıldığında hiçbir sorunu olmayan mükemmel bir insan ama hiçbir şeyden zevk alamıyor. Kendini ikinci plana atıyor. Sonunda da dayanamayıp intihar ediyor. Ölmüyor ama gözünü bir akıl hastanesinde açıyor. Zaten her şey orda başlıyor. Normalde hiçbir şeyden keyif almayan, tek isteği ölmek olan bu genç kız hastanede hayatın gerçeklerini öğreniyor.
İlk öğrendiği şey de korku. Hayatı boyunca hep bir şeylerden korkarak yaşamış. Sürekli aynı yerde yaşamaktan, sevmediği aynı mesleği yapmaktan bıkmış. Ama değiştirmeye korkmuş her zaman. Mesleğini seçerken mesela sevmediği bir mesleği kabul etmiş çünkü annesine karşı gelmeye onu üzmeye hakkı olmadığı düşünmüş kendisi için üzülmesini istememiş. Sevdiği meslek için savaşmaya korkmuş. Sürekli dünyayı gezme hayalleri kurmuş ama hayatını değiştirmekten yepyeni başka bir hayata başlamaktan korkmuş. Çok fazla arkadaşı olmamış. İnsanlarla iletişim kurmaktan korkmuş. Olan Arkadaşlarına da içini dökememiş çünkü diğer insanların "normal" tanımının dışına çıkmak istememiş. İçinden geçen şeyleri başkalarına anlatırsa kendisi hakkında kötü düşünmelerinden korkmuş. Aşık olmaktan korkmuş mesela. Bir erkeğe bağlanmaktan, onunla yuva kurup tekdüze bir hayat sürmekten korkmuş. Ve sonunda da hayatta kalıp savaşmaktan korktuğu için