Uzun süredir karanlık, derin bir çukurda yaşıyordum sanki; gözlerim görmüyor, kulaklarım duymuyordu; bütün duyularımı yitirmiş, yarı ölü yarı diri bir varlığa dönüşmüş gibi hissediyordum...
Sıkılmıştım; bu kendine has, katlanılmaz bir sıkıntıydı. Sanki göğsüme ıslak, ılık cıva doluyor, içeriden baskı yapıyor, göğsümü, kaburgalarımı zorluyordu; su kabarcığı gibi gittikçe şişiyormuşum gibi geliyordu ve bu küçük odada, tabut biçimli tavanın altında boğulacak gibi oluyordum.
Başımda ya da yüreğimde küçük bir şişlik büyüyordu sanki; bu evde görüp tanık olduğum her şey, kışın ağır ağır yol alan bir atlı araba katarı gibi gövdemin içinden... beni çiğneyerek, ezerek, yok ederek geçip gidiyor gibiydi.