Onlara göre bu insanlar ; iki ayaklı ve insan şeklindeki bir ehlî hayvandan farksızdı. Bu kanunda ; yer alan hükümete göre :“paryalardan biri elini veya asasını Brahmalardan birine vurmak niyetiyle uzatırsa eli kesilirdi . Öfkelenerek ayağıyla vurursa ayağından da olurdu . Eğer ondan intikam alacağını iddia ederse kaynar zeytinyağı içilirdi ..
Köpeğin , kedinin , kurbağanın , kelerin , karganın ve baykuşun öldürülmesinin keffaretiyle , parya sınıfından birinin katli sebebiyle verilen keffaret aynıydı . ”
Avrupalıların vücutla, mudardı kafaları birtakım kuruntularla doluydu. Temizlikten ve su kullanmaktan çekiniyorlardı.
Rahipler ise vücutlarına işkence etmekte ve insanlardan kaçmakta aşırı gidiyorlardı.
!! Kadının insan mı , yoksa hayvan mi olduğunu , ebedi bir ruha sahip olup olmadığını , mülkiyet satma ve satın alma hakkının bulunup bulunmadığını münakaşa ediyorlardı _!!
Bırak ey bîçare feryâdı, belâdan; kıl tevekkül.
Zîrâ feryad belâ ender, hatâ ender belâdır; bil.
Eğer belâ vereni buldunsa, safa-ender, ata- ender ,belâdır, bil.
Eğer bulamazsan bütün dünya cefa-ender , fena - ender , belâdır bil .
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan , gel tevekkül kıl.
Tevekkül ile, belâ yüzünde gül; tâ o da gülsün.
O, güldükçe küçülür; eder tebeddül.. :)