Bir insan ayağını veya gözünü kaybettiğinde, neyi kaybettiğini bilir, ama benliğini -kendini- kaybettiğinde bunu bilemez, çünkü bunu bilecek bir "ben" artık ortalıkta yoktur.
Kendimiz olabilmek için kendimize sahip olmalıyız, hayat hikayemize sahip çıkmalı, onu kaybettiğimizde yeniden edinmeliyiz. Kendimizi "hatırlayarak", kendi içsel anlatımımızı yeniden derlemeliyiz. Kişinin kendini ve benliğini koruyabilmesi için böyle bir anlatıya, süreklilik gösteren bir içsel anlatıya ihtiyacı vardır.
Yapabileceği bir şeyi tutkuyla aradığı gün gibi ortadaydı. Bir şey yapmak, bir şey olmak, bir şey hissetmek istiyordu ama yapamıyordu; bir anlam, bir amaç peşindeydi. Freud'un deyişiyle "çalışmak ve sevmek" istiyordu.