Gül Yetiştiren Adam, Rasim Özdenören’in okuduğum ilk kitabı oldu. Okurken çok sevdim ve okuduğum romanların genelinden farklı bir havası olduğunu hissettim. Aynı zamanda bu kitap yazarın tek romanı olma özelliğini de taşıyor.
Eser aynı zaman diliminde birbirinden çok farklı iki hayatı anlatıyor. Biri gül yetiştiren adamın hikayesi bir diğeri de Sitare, arkadaşları ve Çarli.
Kitabı okurken gül yetiştiren adamın kısımlarının gelmesini sabırsızlıkla bekledim ve o bölümlerin bitmesini istemedim açıkçası. Gül yetiştiren adam ve torunu arasındaki konuşmalar oldukça etkileyiciydi. Bu, iki nesil arasında bile ne kadar fark olduğunu gösteriyor bize. Gül yetiştiren adamın 50 yıl evde kalışından sonra, belki de kendi vicdanına hapsoluşundan sonra ilk dışarı çıkışında yaşadığı hissi, hayal kırıklığını orada siz de hissediyorsunuz ve gül yetiştiren adamın sessiz protestosuna tanık oluyorsunuz.
Sitare ise insanın biraz daha dünyevi tarafını anlatıyor gibi hissettirdi bana. Çevresinde koca bir insan kalabalığı olsa da orada yalnızlık çeken bir karakter. Arkadaş grubunun çıkar içindeki ilişkilerini, sürekli tüketen, içindeki manevi boşluğa sürekli maddeyle çare arayan, zamanı bile unutan insanları görüyoruz. Bir yandan da kendi yalnızlığına terkettiği adının bile doğruluğundan emin olmadığımız Çarli var. Sitare hayata karşı hırslı görünse de bu görüntüsünün altında yatan umursamazlığı modern dünya insanını hatırlatıyor bana.
Keyifle okuduğum, ders aldığım güzel bir kitap oldu, tavsiye ederim.