Müslüman, İslâm yalnız kendi şahsıyla ve yalnız kendi yaşayışı ile kaimmiş, yeryüzünde kalan son Müslüman birey kendisiymiş gibi bir bilinci öne alıyor. İslam'ın yaşanması hususunda böyle bir bilincin öncülüğü dışında her çeşit mütalâa ve dilek, hedefsiz ve muhatapsız boş fanteziden ibaret kalır.
Âl-i Imrân Sûresi / 146.Ayet
146. Nice peygamberler vardır ki onlarla birlikte (Allah erleri) birçok cemaat* savaştı da, Allah yolunda kendilerine gelen (meşakkat)lerden (dolayı) gevşeyip yılmadılar, zayıflık gösterip boyun eğmediler. Allah sabır (ve sebat) edenleri sever.
İslam'ın diğer din saliklerine gösterdiği müsamahaya bakarak İslam'ın laik bir yapısı olduğunu düşünmeye kalkışırsak, aldanırız. Burada da "vicdan özgürlüğü" denilen kavramla siyasi anlamdaki "laiklik" kavramı yani, dini otorite ile devlet otoritesi arasındaki ayrılmayı, gözden kaçırmamak gerektiği açıktır.
Müslüman insan büyük ölçüde kendi iradesiyle girdiği var olan şartların dışına çıkma cesaretini, hevesini göstermeye yeltenmedikçe, o şarkıların mahkûmu olarak yaşamasını sürdürecek demektir