“Genellikle ilke diye bir şey yoktur, şimdiye kadar bunu anlayamamışsın! Sadece duygular vardır. Her şey onlara bağlıdır.Örneğin, ben; ben duygularımın etkisiyle olumsuz bir doğrultu izliyorum. Her şeyi inkâr etmek hoşuma gidiyor, beynim o şekilde yaratılmış. Hepsi bu işte! Kimya neden hoşuma gidiyor? Sen neden elma seviyorsun? O da duygularının etkisiyle. Bunların hepsi bir. İnsanlar hiçbir zaman daha derine inemezler. Bunu sana herkes söylemez, ben de bunu sana bir daha söylemem.”
“Örnek olarak bugün bizim muhtar Filipp’in evinin yanından geçerken (ne kadar hoş, bembeyaz bir evdir) dedin ki, ne zaman en sonuncu köylünün de böyle bir evi olursa Rusya o zaman mükemmelliğe ulaşmış olacaktır, her birimiz de buna yardım etmek zorundayız... Oysa ben adı Filipp ya da Sidor olsun, uğrunda didinip duracağım ama sonunda bir teşekkürünü bile görmeyeceğim bu en sonuncu köylüden nefret etmeye başladım... Hem onun teşekküründen bana ne? O beyaz bir evde yaşayacak, benim üzerimde ise dulavratotu bitecek, sonra ne olacak?”
“Söyleyin, örneğin müzikten, güzel bir akşamdan, sevimli insanlarla konuşmaktan keyif duyduğumuz zamanlarda bile neden bunların hepsi gerçek mutluluktan, yani sahip olduğumuz mutluluktan ziyade bir tür ölçüsüz, bir yerlerde var olan bir mutluluk üzerine ima olarak görünür bize? Neden? Yoksa siz buna benzer bir şey hissetmiyor musunuz?”
‘Bizim olmadığımız yer iyidir’ atasözünü bilirsiniz.”
“Hiçbir önyargısı, hatta hiçbir güçlü inancı olmadığı için hiçbir şey karşısında boyun eğmez ve hiçbir yere gitmezdi. Pek çok şeyi apaçık görür, pek çok şeyle ilgilenir ve hiçbir şey onu tam olarak tatmin etmezdi; aslında tam anlamıyla tatmin olmak istediği de kuşkuluydu. Zekâsı hem her şeyi merak eder hem de ilgisiz kalırdı: Kuşkuları hiçbir zaman unutma derecesinde sona ermez ve hiçbir zaman kaygı derecesine varmazdı. Varlıklı ve bağımsız biri olmasaydı belki de mücadeleye atılır, ihtirasın ne olduğunu öğrenirdi. Ama zaman zaman canı sıkılsa da rahat yaşıyordu ve günlerini acele etmeden ancak pek nadiren heyecanlanarak geçirmeye devam ediyordu. Kimi zamanlar onun da gözlerinin önünde gökkuşağının renkleri alev alırdı ama bu renkler sönünce dinleniyor ve kaybolduklarına üzülmüyordu. ”