Yaşadığımız çağ bizi 'fazla, daha fazla' tutkusuyla ölçülerin aşıldığı bir hayata sürüklerken, yaşadığımız kâinat ise, her karesinde ve her keresinde, 'kıvam' ı fısıldıyor. Kâinatta bir eksiklik ve noksanlık göremiyoruz, doğru; ama bir fazlalık da görünmüyor. Herşey, bir 'kıvam' halinde; belli bir ölçü, takdir. Mîzan üzere var ediliyor.
Ne de çabuk unutulmuştur: duygular da gerçektir oysa.
Karanfiller ve bulutlar da gerçektir.
Doğrunun güzelliği ve yalanın çirkinliği gerçektir.
Kul olduğumuz, dolayısıyla rabbimizin emirlerine itaatle yükümlü olduğumuz da bir gerçektir.
Vicdanımızın bize başkalarını hatırlatması, fedakârlık ve yardıma koşma gibi tavırları tercih ederken fıtratını bozmamış ve görevini unutmamış bir kul huzuru duymamız, duygularımızdan kendi başımıza ve kendimiz için yaşıyor olmadığımız ikazını almamız da bir gerçektir.
Tüm bu 'gerçek'lerin bizi, uğruna hayatın tümünü bile feda edebildiğimiz ezeli bir hakikate çağırdığı da gerçektir.