Bu kez baştan değil sondan başlamak istiyorum çünkü kitabın son cümlesine geldiğimde kendi kendime dedim ki: “vay be” gerçekten insan elinde olan şeylerin değerini kaybettikten sonra anlıyor peki ya elinden alınan şeyin ne olduğunu bilmezse? İşte o zaman içindeki neyi aradığını bilmeyen, arayış içindeki benliği mahvolur. Onlar kitap düşmanı bir toplumdu ve sonları pek hoş bitmedi, bitmez de çünkü okumayan, okuyanı kınayan ve kitaplara öcü gibi davranan insanlar hiçbir zaman mutlu olamaz. Evet biliyorum abarttığımı düşünüyorsunuz, kitapların herhangi bir sihri ve gücü yok ki diyebilirsiniz o zaman size sayfa 105’ten bir alıntıyı aktarayım, “kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türüydü yalnızca. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde.” Evet sihir kitapların söylediklerinde peki kitapları kim yazar? insanlar… evet kitapta bir tür insanları oyalama işine girişen bir devlet var, konuşmalarına izin verilmiyor. Okula giden çocuklar hep birlikte toplanıp film izliyor ya da spor yapıyor. Ha bir de birbirlerini öldürüyorlar çünkü devletin dediğine göre herkes eşit doğmaz ama eşit hale getirilir. Bu yüzden herkes cahil iken bir kişinin kitap okuması pek hoşlarına gitmez, yakarlar… tüm kitpları, tüm yaşanmışlıkları geçmişi ve geleceği yakarlar. Çünkü bilirler geçmişini bilmeyen bir insanın geleceğine yön veremeyeceğini. Amaçları da budur zaten, insanların geleceğini elinden almak, iktidar sahibi olmak.
Bu distopik dünyayı okurken inanılmaz korktum ve hatta gece boyu kitapsız bir dünyanın kabusunu gördüm çünkü kitpların insanlık için ne kadar önemli olduğunu kitabı okurken anlıyorsunuz. Kitabın beni korkutan bir başka tarafı ise çok