Bir kitap düşünün ki her satırında bir insanın acısı yatıyor... Bir kitap düşünün ki gerçekliği can yakıyor...
Uçurtma Avcısı'ndan sonra; okurken kitabın gerçeklik payı, insanların acısını ustaca vurgulama tekniği ve en önemlisi çocukluğumun geçtiği Kabil sokaklarını kaleme alış biçimine hayran kaldım.
Bin Muhteşem Güneş...
Bu kitap beni bir kez daha derinden hüzünlendirdi... Meryem gibi hayatı hiç uğruna biten, Leyla gibi tek dayanağı umut olan binlerce kadın... Ve kibri egosu bastırılamayan erkek(!)
Gerçekten okurken o kadar sinirlenip o kadar çaresizlik ile harmanlanıyor ki duygularınız, ister istemez isyan ediyorsunuz bu dünyanın adaletine. Hiçbir kadın, hiçbir erkek böyle yaşamaya mahküm olmamalı... Ama bilirsiniz coğrafya kaderdir ve Afganistan'da yaşamış bir insanın bu kaderi yaşaması kaçınılmaz. Bir nesil düşünün ki okula gitmekten alıkoyolmuş... Ya anne ve babalarının bilinçsizliğinden ya da çevreye güvenemediklerinden. İşte böyle bir nesil şimdi çocuk yetiştirdi ve Afganistan o çocukların elinde... Bazıları sadece okuyup bir şeyler olmak istiyor. Bu Dünya seline karşı kendine sağlam bir dayanak direk yapmak istiyor, geleceğini güvence altına almak istiyor ama gelgör ki 20 sene sonra Afganistan yine Taliban pisliğinin eline düşüyor ve hikaye başa sarıyor... Hastalıklar, savaşlar, adaletsizlik, ölümler, kadınları ezme, hor görme işkence etme şiddet uygulama... Yine okullar kapatılıp insanlar talibanın eline düşüyor. Yani cehaletin eline...
Dünya'da her türlü insanlar ölür, sadece bazıları ölürken acılarına son verilir.
Bin Muhteşem Güneş...
Kitap adını bir şiirden alıyor şiirin aslını okuduğumda 200 muhteşem güneş diye geçiyor ama bence yazarın düzenlemesi daha makule geçer bin değil milyonlarca muhteşem güneş o duvarlardan geçemiyor. İnsanlar dört duvar ve
"Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi."
«حساب مهجبینان لب بامش که میداند؟
دوصد خورشیدرو افتاده در هر پای دیوارش»
Saib-i Tebrizi ( صاهٔب تبریزی) در ستایش کابل زیبا