Simsiyah bulutların ayın ışığını, gökyüzünün mavisini kapattığı gibi, insanlığın da kalbini kapladı kötülükler; adeta örümcek ağı misali sardı tüm benlikleri şeytani hisler, gözleri görmez, kulakları duymaz yaptı merhamet şefkat denilen duyguyu unuttu kalpler.
Çocukların sessiz çığlıkları sardı tüm kainatı, gökyüzü ağladı, yeryüzü kurudu ama duyan olmadı, sadece sızlandı şikayet etti; yeter kıyamet kopsun artık dedi, kıyametten medet bekledi İnsanlık.
Oysa ki asıl kıyamet çoktan kopmuştu da haberi yoktu kimsenin, susan dil, görmeyen göz, duymayan kulaklar, paslanmış kalp taşıyarak ölmüştü insanlık ve yaşayan ölülerle dolu bir cehenneme dönmüştü dünya...
Ve her şeye rağmen tek bir umut kalmıştı geriye. İnsanın özünde, mayasında olan fıtratına dönmesi; bencilikten sıyrılarak, inançla, merhamet ve sevgiyle yeniden filizlenmesi, yeniden ama yeniden ümmet olduğunu, her müslüman bireyin "Ashabı Bedir ruhunu" hala sadrında taşıdığını hatırlaması...
Nuriye Eycan - Özgür Kudüs Editörü