Suç ve Ceza daha önce lise yıllarında okuma girişiminde bulunduğum fakat okuma alışkanlığını tam kazanamadığım o günlerde ağır gelerek bıraktığım o büyük başyapıt. İşte o başyapıtı 2020 yılının son ayında okuyup bitirmek kısmetmiş.
Bu karamsar yıla böyle karamsar bir baş rolle Rodoin Romanovich Raskolnikov 'la bir veda da diyebiliriz.( ufak spoiler olabilir)
Suç ve Ceza benim okuduğum üçüncü Dostoyevski kitabı.
Aslında daha önce okuduğum İnsancıklar ve Yeraltından Notlar da insanın kendi ruhunu, düşüncelerini, duygularını nasıl gelgitlerle sorgulayıp topluma nasıl yansıttıklarına şahit olmuştum. Ama Raskolnikov bambaşka bir adam diyebilirim.
Bir adam düşünün size suç kavramını sorgulatan. Ruhunuzu ikiye ayıran tıpkı Alyona İvanovna'nın kafasına indirdiği balta gibi. Ve yine bir adam düşünün bunda yüce bir amaç görüp Napolyon'u örnek alan. Aslında Raskolnikov orada o baltayı yaşlı tefeci kadına değil toplumsal düzene, çirkinleşmiş yozlaşmış, yarınlar yok gibi yaşayan alçak insanlığa indiriyor. Kitapta daha sonraları Raskolnikov'un ağır bir bunalıma girdiğine kendini herkesten soyutlayıp nasıl acı çektiğine şahit oluyoruz. Ve sorgulamaya başlıyoruz yüce bir amaç uğruna böyle bir suç işleyen ve yaşamdan zerre zevk almayan bir adamın "Ceza" kavramını tıpatıp tanımlayan bu acı çekişinin nasıl mümkün olabileceğine. Aslında onun cevabını da Raskolnikov'un yavaş ve kararsız adımlarla gelip kafasında kendini öldürmek varken aşağıda suyun hızla akışına bakıp vazgeçtiği K. Köprüsünde anlıyoruz. İşte onun Napolyon olamayışı. Yaşamdan bu kadar nefret ederken hatta her türlü zorluğa rağmen hayatı seven etrafındaki insanlara bakıp sorgularken, genede kendini öldüremeyip hayata tutunması. Onun her şeye rağmen bir insan olduğunu kanıtlamaz mı ?
Suç ve Ceza ismini tam manasıyla