Yazmakla bitse keşke,
mutluluğu yazardım bir kâğıda.
Her harfi gülüşünden seçer,
sonuna adını koyardım.
Saçına gül taktığım,
gözlerindeki manzarada kaybolduğum bir günü yazardım.
Akşamüstü suskunluğunu,
ellerimin avucunda dinlenen sesini…
Ya da saçlarını taradığım kız çocuğumuzu yazardım,
güzelliğini senden alan.
İlk aşkı babası olan,
dünyayı henüz kirlenmeden tanıyan.
Ama gel gör ki,
zaten yazılmış bir yazımız var bizim.
Okumakla yetindiğimiz,
satır aralarında nefesimizin eksik kaldığı…
Yaşıyoruz işte,
ama yaşayamadıklarımızın ağırlığı var üstümüzde.
Mutluluğu değil,
eksikliğini taşıyoruz omuz omuza.
Ve insan en çok,
yazamadığı hayata üzülüyor.
Ve yine belki de bu yüzden,
Kalem hâlâ elimde titriyor.