SÖZ
yazılsam ayrılığın menziline
söz nereye uçar
yalnızlık nereye sensiz
nereye acılar
nereye uçar gökyüzü
ses nereye uçar
öyle sevmişim ki seni
ölüm nereye bensiz
Refik DURBAŞ
SÜNGÜ
İşte akşam tenimi geren kıyısı
yüzümle çağdaş makinesini sürerdi
petrolün kanımda biriktiren
çiçeği dolardı ekmeğime
kuş olur boyardım ormanı
çünkü azalırdı sömürgesi
çünkü o hiç orman olmamıştır
rüçhanın anlattığı bu
işte geldim yangın yüzü
odalardan sürgün döllere
bırakıp aşkı makinelere
şimdi pençemi süngüleyen
etimde o kalın çark sesi
diyorum ki gerçekse eğer
dönmeliyiz artık
isyan etmeliyiz
bakın nasıl mermiliyorum alnımı
paslı mazotuna göğün
çünkü azalırdı sömürgesi
çünkü o hiç gök olmamıştır
rüçhanın anlattığı bu
Refik DURBAŞ
PUSULA
Annemin öldüğü yaşı çoktan geçtim
suyun vefası ve acılar
-bir de gökyüzü
çocuklarım olsa da
Babamın öldüğü yaştayım artık
gurbeti sıla, sılası hicran
Bir de yalnızlık
arkadaşım olsa da
Rüzgârlar yazsın aşkımı
Ama gönlüm hâlâ
oğlumun âşık olduğu yaşta
-sevdanın pusulası
anılarım olsa da
İki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da
Biri Refik, öteki Durbaş aslında
Refik DURBAŞ
OĞLUM ÖLÜM
Tenim kurudu hasretinden
sulara adamıştım senin
sulardan narin bedenini
gözümde yaş kurudu oğul
Göklerin poyrazına
bağışlamıştım senin
ölümünü, benim ecelimi
bağrımda taş kurudu oğul
Ateşin rahminden çalmıştım
benim ihtiyarlığımı, senin
sevdalara kurban ömrünü
yaşmağımda kan kurudu oğul
Vazgeçtim ben ecelimden
sen de gel vazgeç bugün olsun
hayın ölümden, zalım ölümden
canevimde can kurudu oğul
Refik DURBAŞ