Babam yirmi iki yıldır, dünyaya geldiği ve büyüdüğü Viyana'ya gitmedi. Yirmi iki yıldır tek bir seyahat, tek bir parça yeni giysi, bir yaz gezisi yok, çünkü benden bir başyapıt yaratılması gerekiyor; güçsüzlüklerinden ötürü kendi olamadıkları şey... Bazen bir şey yapmak istediğimde elim havada kalıyor. Daima bu sorumluluk. Ölmelerini dilediğim bile oldu.
İlk andan itibaren, anne karnındaki tek yumurta ikizleri gibi birlikte yaşadılar. Bunun için, gülünç ve törensi ritüelleri, gösterişçi tutkululuğuyla yaşıtlar arasında âdet olan “dostluk yeminini" etmeye gerek duymamışlardı; oysa insanlar başka bir insanı bedeni ve ruhuyla dünyadan koparıp bütünüyle kendilerine ait kılma ihtiyacının bilinçsiz ve çarpık bir şekli içlerinde ilk uyandığında böyle yaparlar. Çünkü sevgi ve dostluk bunu ister. Onların dostluğuysa ömür boyu süren bütün büyük duygular gibi son derece ciddi ve son derece sessizdi. Ve bütün büyük duygular gibi bunun da içinde utanç ve suçluluk bilinci vardı. Bir insanı başkalarının elinden almak cezasız kalmaz.