Biliyor musun, bazen insan içindekini anlatmak istemiyor artık. Çünkü biliyor, ne söylese de anlaşılmayacak. Ben de sustum işte…
Sende sorun olup, bende yara haline gelen her konuyu içime attım. Her tartışmada, her yanlış anlaşılmada, hep senin rahat etmen için sessiz kaldım. “Kapanması için” konuşuldu o meseleler, ama hiçbir zaman bende kapanmadı. Senin için son olan her şey, bende iz bırakarak devam etti.
Belki sen unuttun, belki senin için sıradan bir konuşmaydı, ama ben o anları içimde defalarca yaşadım. Her cümleyi, her suskunluğu, her “önemsiz” sandığın davranışı… Çünkü ben “önemsiz” olmadığını hissettim.
Seninle konuşurken bile, çoğu zaman kendi duygularımı susturdum. Çünkü biliyordum, konu yine senin nasıl hissettiğine dönecekti. Senin iç huzurun için kendi iç savaşımı hep gizledim. Ama bir insan ne kadar gizleyebilir ki kendini? En sonunda insan, içinde büyüttüğü sessizliğe yeniliyor.
Ben seni suçlamıyorum belki ama içimdeki sitemi susturamıyorum. Çünkü sen kendi dünyanda rahattın, ben ise hep denge kurmaya çalıştım. Her tartışmada gönlünü almak için ben çabaladım. Her yanlış anlamada kendimi anlatmaya çalışan yine bendim.
Bir noktadan sonra fark ettim ki, biz aynı olayları yaşasak da aynı yerden bakmıyorduk. Sen kendi haklılığını, ben ise bizim aramızdaki sessizliği onarmaya çalışıyordum. O yüzden yoruldum.
Ve şimdi bir bir gidiyorum. Sessizce, iz bırakmadan, açıklama yapmadan… Çünkü açıklasam bile anlamayacaksın.
Bu gidiş bir öfkenin değil, bir kabullenişin gidişi. Çünkü bazı insanlar kalmayı değil, gitmeyi öğrenerek iyileşiyor.
Ben seni kalbimden söküp atmak için değil, artık kendimi bulmak için gidiyorum.
Bazen sitem bile bir sevgi göstergesidir, ama bu defa sitemim sevgiden değil, tükenişten doğuyor.
Bir zamanlar “biz” diye başlayan her cümle, şimdi