FMK

İnsan ilişkilerine yatırım yaparken seçici olunmalıdır .
Reklam
Sana ...
Biliyor musun, bazen insan içindekini anlatmak istemiyor artık. Çünkü biliyor, ne söylese de anlaşılmayacak. Ben de sustum işte… Sende sorun olup, bende yara haline gelen her konuyu içime attım. Her tartışmada, her yanlış anlaşılmada, hep senin rahat etmen için sessiz kaldım. “Kapanması için” konuşuldu o meseleler, ama hiçbir zaman bende kapanmadı. Senin için son olan her şey, bende iz bırakarak devam etti. Belki sen unuttun, belki senin için sıradan bir konuşmaydı, ama ben o anları içimde defalarca yaşadım. Her cümleyi, her suskunluğu, her “önemsiz” sandığın davranışı… Çünkü ben “önemsiz” olmadığını hissettim. Seninle konuşurken bile, çoğu zaman kendi duygularımı susturdum. Çünkü biliyordum, konu yine senin nasıl hissettiğine dönecekti. Senin iç huzurun için kendi iç savaşımı hep gizledim. Ama bir insan ne kadar gizleyebilir ki kendini? En sonunda insan, içinde büyüttüğü sessizliğe yeniliyor. Ben seni suçlamıyorum belki ama içimdeki sitemi susturamıyorum. Çünkü sen kendi dünyanda rahattın, ben ise hep denge kurmaya çalıştım. Her tartışmada gönlünü almak için ben çabaladım. Her yanlış anlamada kendimi anlatmaya çalışan yine bendim. Bir noktadan sonra fark ettim ki, biz aynı olayları yaşasak da aynı yerden bakmıyorduk. Sen kendi haklılığını, ben ise bizim aramızdaki sessizliği onarmaya çalışıyordum. O yüzden yoruldum. Ve şimdi bir bir gidiyorum. Sessizce, iz bırakmadan, açıklama yapmadan… Çünkü açıklasam bile anlamayacaksın. Bu gidiş bir öfkenin değil, bir kabullenişin gidişi. Çünkü bazı insanlar kalmayı değil, gitmeyi öğrenerek iyileşiyor. Ben seni kalbimden söküp atmak için değil, artık kendimi bulmak için gidiyorum. Bazen sitem bile bir sevgi göstergesidir, ama bu defa sitemim sevgiden değil, tükenişten doğuyor. Bir zamanlar “biz” diye başlayan her cümle, şimdi
Günaydın
Evimi özledim 💕
Bu neyin fermanıydı… Bu neyin fermanıydı, bilmiyorum. Neye el sallayıp neye hoş geldin diyecektim, onu da bilmiyorum. Sanki her şey bir anda oldu; biri içimdeki ışığı söndürdü de ben karanlığa alışmayı unutmuşum gibi. Gözlerime düşen gölgeden midir, kalbimin içine sızan o soğuk sessizlikten midir bilmiyorum… Ama artık hiçbir şeye şaşıracak gücüm kalmadı. Bazen düşünüyorum; insanlar gerçekten geçip gidiyor mu, yoksa biz mi kalıyoruz onların geride bıraktığı yankılarda? Bir şeylerin sonu geldiğinde, hep bir “tam olmamışlık” duygusu kalıyor içimde. Sanki söylemem gereken bir cümle eksik kalmış, sarılmam gereken bir omuz boşa düşmüş gibi. Ve her defasında susuyorum. Çünkü bazı şeyleri anlatmaya kalkınca daha da eksiliyorsun. Ne garip değil mi, insan birine kırılırken bile onu özlüyor. Bir bakış, bir kelime, bir vedayla çöken bütün dünya… Oysa ben her şeyin aynı kalacağına inanacak kadar safmışım. Her sabah aynı pencereden aynı ışık süzülür sanmışım. Ama o ışık bile değişiyor; ya daha soluk, ya daha soğuk. Tıpkı ben gibi. Artık günler birbirine karışıyor. Takvimdeki sayılar bile yorgun sanki. Bir şeyler hep eksik, hep yarım. Konuşmaların içinde sessizlik büyüyor, yüzlerde gülümsemenin yerine yorgunluk yerleşiyor. Ve ben, her şeye rağmen hiçbir yere ait olamıyorum. Bazen aynaya bakıyorum; tanıdık bir yüz arıyorum ama gördüğüm yalnızca bir yabancı. Belki de uzun zamandır kaybettiğim ben, orada bir yerlerde donup kaldı. Bu mektubu yazarken bile aslında kime seslendiğimi bilmiyorum. Belki kendime, belki çoktan gitmiş birine… Belki de artık kimsenin duymayacağı bir yere gönderiyorum kelimeleri. Ama yazmak, susmaktan biraz daha az acıtıyor. Eğer bir gün bu satırları biri okursa, bilsin ki ben elimden geleni yaptım. Sevdim, inandım, bekledim. Ve sonunda sadece kendimle
Nabersiniz kitap kolikler 😁📚
Reklam