"Ölünceye kadar evlenmeyeceğini söylerdi. Onun gözünde erkekler baştan başa zalim ve katildi. Büyüyüp hayata karıştıktan sonra onlar arasında da zararsız insanlar bulunduğunu anlamamış değildi. Fakat ne de olsa eski tamamiyle silinmiyordu."
"Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir."
Şehri esir alan dün, bugün, yarın gibi kavramlar çölde göçer veya gezerken geçersiz kalırdı. Şehir tembellik ve uyuşukluk, çöl ise uyanıklık ve çeviklik yeriydi. Şehir Kabil'e bedel ödeten bir çürümeyi, çöl ise Habil'in safiyet ve berraklığını taşırdı.
Size bir sır vereyim; eğer bir seher vaktinde bir bülbülü dinliyorsanız, bilin ki o da sizi dinliyordur. Çünkü o şakırken bütün bülbül neslinin ruhaniyetiyle şakıyor, binlerce, milyonlarca bülbülün anlattığı şekilde gülü yeniden anlatıyor, onu anlattığı için de sizi duyuyordur. Bu yüzden uzun gecelerin gözyaşlarını en iyi bülbüller bilir; tenhada ağlayan aşıkların derdini en iyi onlar anlar.