Bir devlet adaletin harfi harfine işlediğine kefil olmal için mahkemeler açıyor, kanunlar yapıyor. Komşusundan bir tavuk çalan bir fakiri, bir açı cezalandırıyor. Fakat kendinden küçük veya kuvvetsiz komşu bir hükümeti yutma ve memleketine katmak hırsından, bu adaletsiz düşüncesinden bir türlü kendini kurtaramıyor.
Hayat, hayatı yiyerek, yok ederek var olmaya devam ediyor. Biz yaşamak için diğer hayatları onlarla beslemekle, onları hazmetmekle kendimize dönüştürüyoruz.
Hamsun 1859 doğumlu ve Nobel Ödüllü yazarlardan birisi. Açlık otobiyografik bir kitaptır. Otuzlu yaşlarda yaşamış olduğu açlık yıllarını yazmış ve bu romanla kariyerinde zirve yapmıştır.
Bulduğu işlerde bir türlü dikiş tutturamayan yazar sürekli maddi problemler yaşamaktadır. O zamanki ismi Kristiania olan bugünkü adıyla başkent Oslo'da sokaklarda kalmaktadır. Yazdığı makaleleri, hikayeleri gazetelere verip para kazanmaya çalışsa da başarı sağlayamamaktadır. Açlık seviyesi öyle noktalara geliyor ki ceketinin düğmelerini dahi satmaya çalışıyor. Yazılarını gönderdiği gazetenin editörü yazar hakkında şöyle söylemekte: "Ondan daha düşkün bir insan pek az görmüşümdür."
Soğuk havaların ciğerlerine işlemesiyle verem hastalığına yakalansa da deniz havasıyla sürpriz şekilde hastalığı atlatmıştır.
Empati yapmanın zor olduğu bir kitap. Norveç gibi bir ülkede sokakta yasamak empatiyi imkansız kılmakta. Kitap yer yer Jack London'un Martin Eden'ini de çağrıştırmaktadır.