İSLAM BEY/ Gideceğim! Çünkü...
ZEKİYE/Zihnimde babamın, annemin sevgisini çıkardın! Kardeşimin mezarı gönlümde idi, onu da unutturdun! Şimdi hayali de, kendi de kara topraklarda yatıyor. Mezarını görmeden, hatırıma gelmiyor. Ne uykum kaldı, ne iradem kaldı, ne bir şeyde arzum kaldı. Kendinden başka, gönlümde bir şey bırakmadın! Şimdi de kendini elimden alacaksın, hem de müjdesini kendin getiriyorsun. Kalbimi yakacaktın da bana bunu mu reva görecektin, bu insafı mı gösterecektin? Sonunda ne olacak? O bu memleketten gider, ben de bu dünyadan giderim! Ömrümün her lezzetini kaybettikten sonra, kara toprağın nesi var? Birkaç dakikalık can açısından mı korkacağım?
İSLAM BEY/ GİDECEĞİM!
ZEKİYE/Ah inanmıyor! Kendisi için öleceğime inanmıyor! Belki, öldüğüm vakit de inanmaz!
Gideceksin.. niçin gideceksin?
İSLAM BEY/ Hiç, benim ocağımdan, oralarda yatar adam gördün mü? Ecdadımdan kırk iki şehit adı bilirim. Rahat döşeğinde ölmüş bir adam işitmedim. Anladın ya, bir adam işitmedim!
Devlet, harp açmış. Düşman, sınırda şehitlerimizin kemiklerini, topraklarını çiğnemeye çalışıyor. Hiç, nasıl olur ki, hasmın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın? Hiç, nasıl olur ki, vatan tehlikede bulunsun da ben evimde rahat oturayım. Hiç, nasıl olur ki, devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kalayım? Hiç, nasıl olur ki, vatan sevgisi bugün her şeyden mukaddes olsun da ben yalnız senin muhabbetinle uğraşayım? Hiç, nasıl olur ki, dünyada her şeyin ilerlediğini bilip dururken ben babamdan, Ecdadımdan aşağı kalayım? Vatan! Vatan! Vatan tehlikede, diyorum, işitmiyor musun? Ben Allah yarattı, vatan büyüttü. Beni Allah besliyor, vatan için besliyor!