Kısacası bir gayrimüslim "İslam doğruysa Müslümanlar neden kötü durumda?" diyerek İslam öğretisinde iç tutarsızlık oluşturamaz. Çünkü İslam'ın "Müslümanlar her daim hiç yenilgi tatmaksızın galip gelecektir." gibi bir iddiası yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır.
Bir diğer boyut, İslam'ın tarih boyunca güç açısından bakıldığında en başarılı din olduğu söylenebilir. Napolyon'un Mısır'ı işgaline kadar Müslüman toplumlar her zaman bölgelerinde hâkim unsur olmuşlardır. Başka dinlerin tebaası olmamıştırlar. Hz. Muhammed'den (a.s) sonraki bin yılda yeryüzündeki her üç büyük devletin iki tanesinin Müslümanlara ait olduğu söylenebilir. Tüm bu başarı, o dönemde İslam'ın hakikat olduğunu mu söylüyordu? Bir din o çağda hakikat olup bu çağda nasıl hakikat olmayabilir?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İlk örnek neslin tutumu, Kur'ân'ı amel etmek ve hayata geçirmek için öğrenmek olduğu hâlde, onlardan sonra gelen nesillerin tutumu, incelemek ve manevî haz almak için Kur'ân'a yaklaşmak olmuştur. İşte Kur'ân karşısında takınılan bu ikinci tutumun, ilk örnek nesil ile onlardan sonra gelen nesiller arasındaki temel farklılığın sebeplerinden biri olduğu noktasında hiç şüphe yoktur.
Halkın kulaktan kulağa taşıdığı laflar, boş zaman gerektirir ve bütün bunlara kulak verilmesi halinde kalbin dengesi bozulur. Buna fırsat verilmemelidir. Hatta öyle zaman olur ki, hiç umulmadık bir sırada, zikrin devamı esnasında bunlar, bu tür hatıralar yeniden akla gelebilir. Bu nedenle mutlaka dürüst ve saliha bir hanımın yanında olmalı veya salih bir arkadaş bulunmalı ki, günde bir saat olsun onunla oturup konuşarak, kişi oluşan sıkıntısını dağıtabilsin. Böyle yaparsa, diğer zamanlar içerisinde daha huzurlu bir görev yapabilir.
Doğrusu bir kimse eğer Allah'ı zikretmeyi kalbine yerleştirmez ve O'nu gereğince tanımaz, marifet sahibi olmaz ve ileride kendisiyle dostluk edebilecek şekilde Rabbini anmazsa, ölümden sonraki yalnızlığın ürkütücü sıkıntısına dayanamaz. Kim Allah'ı zikrederek dostluk elde eder ve Rabbini gereğince tanırsa, ölüm de o kimsenin Rabbiyle olan dostluğunu ortadan kaldıramaz. Çünkü ölüm, dostluğun yerini ve marifetin mahallini yıkıp atamaz. Aksine o, Rabbini tanımakla, yani marifet sahibi olmakla ve O'na yakınlık kazanmakla dipdiri ayakta kalır; Allah'ın fazlı, rahmeti, keremi ve bereketiyle mutlu olur.