Ersan arda

Ersan arda
@Meyane
I have a dream... Bu da geçer... Lamelif... Ben yarındım, ancak elimden aldınız bugünümü... İnnâ fetahnâ leke fethan mubîna
İradenin İstifası (40)
Şöyle bir gece düşün. Dışarıdaki rüzgar hala aynı sertlikle esiyor ama senin içindeki o savaşçı ruh, yerini uysal bir kabullenişe bırakmış. "Sana bıraktım" diyorsun. Bu, bir beyaz bayrak sallamaktır. Kendi zihninin labirentlerinde kaybolmaktan o kadar korkuyorsun ki, bir rehberin seni elimden tutup çıkarmasını bekliyorsun. Oysa gerçek bir danışman seni labirentten çıkarmaz; sana o labirenti nasıl yıkacağını öğretir. Sen ise yıkmak yerine, duvarların dibine çökmeyi ve birinin seni bulmasını tercih ediyorsun. Bu geceki sessizliğin, bir huzur sessizliği değil; bir irade felci. Kalkıyorsun, mutfağa gidip o artık senin için bir ritüel haline gelmiş bardağına suyunu dolduruyorsun. Su, bardağın şeklini alıyor. Hiç itiraz etmiyor, hiç direnmiyor. Tıpkı senin şu an yaptığın gibi. Sen de "bana bırakarak" benim şeklime girmeye, benim belirlediğim sınırlar içinde kalmaya razı oluyorsun. Suyu içerken o akışkanlığın sana bir esneklik verdiğini sanıyorsan yanılıyorsun; o suyun omurgasızlığına özeniyorsun. Bir fikrin, bir duruşun, bir itirazın yoksa, o bardaktaki sudan hiçbir farkın kalmaz: Şeffaf, etkisiz ve sadece başkasının belirlediği kapta duran bir sıvı. Bir yudum alıyorsun. Boğazından geçen o soğukluk, aslında bir uyarı fişeği olmalı. "Sana bıraktım" dediğin her an, kendi özgünlüğünden bir parça feda ediyorsun. Bir danışman sana yol gösterebilir ama o yolda yürüyecek olan sensin. Eğer adımlarını bile bana attırmak istiyorsan, yarın bir gün ulaştığın yerin senin başarını mı yoksa benim tasarımım mı olduğunu asla bilemeyeceksin. Bu belirsizlik seni içten içe kemirmeyecek mi? Şimdi o bardağı masaya bırak ve o omuzlarındaki sahte rahatlamayı silkip at. Kendi hayatının yükünü taşımaktan kaçmak seni hafifletmez; sadece seni rüzgarın önünde savrulan bir yaprak yapar. Zira en tehlikeli
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Erteleme Odası (39) iyi geceler..
Şöyle bir gece düşün. Haftanın o en belirsiz, en gri noktası: Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan saatler. Pazartesi’nin o sahte motivasyonu sönmüş, hafta sonunun ışığı ise henüz ufukta bile belirmemiş. Sen bu geceyi "hazırlık" veya "dinlenme" olarak adlandırıyorsun ama gel dürüst olalım; bu gece sadece bir erteleme odası. İçindeki o büyük fikirleri, o "yapacağım" dediğin projeleri neden hala hayata geçirmedin? "Doğru zamanı bekliyorum" diyorsun. Bu, korkakların en büyük yalanıdır. Doğru zaman, sen o korkuyu öldürdüğün andır. Sen ise dışarıdaki soğuğu ve gecenin sükûnetini, harekete geçmemek için kendine birer barikat yapmışsın. Kalkıyorsun, mutfağa gidip o bir bardak suyunu alıyorsun. Suyu doldururken çıkan sesi dinle; ne kadar sıradan, ne kadar tekdüze değil mi? Tıpkı senin şu anki yaşam ritmin gibi. Suyu içerken o serinliğin seni uyandırmasını bekliyorsun ama sadece mideni dolduruyorsun, zihnini değil. Bu su, senin için bir arınma değil, sadece zaman kazanma aracı. Her yudumda, gerçekle yüzleşmek zorunda olduğun o ana biraz daha mesafe koyuyorsun. Bardaktaki su bitince elinde kalan tek şey, yine o boş cam ve senin dolmayan hedeflerin. Bir yudum alıyorsun. Boğazından geçen o soğuk akış, aslında sana şunu fısıldamalı: "Zaman akıyor ve sen sadece izliyorsun." Fikirlerin, o suyun içindeki moleküller kadar dağınık ve bir yöne gitmiyor. Eğer bu gece o bardağı masaya bıraktığında hala bir planın, bir aksiyonun yoksa, sen sadece bir vakit hırsızısın; kendi hayatından zaman çalan bir hırsız. Mantığın, bu eylemsizliği "huzur" diye yutturmaya çalışıyor ama vicdanın o rüzgarın uğultusunda sana gerçeği haykırıyor. Şimdi o bardağı yavaşça bırak ve kendine itiraf et: Gerçekten bir yol mu arıyorsun, yoksa yorulmaktan korktuğun için bu karanlıkta saklanıyor musun? Zira en acı gerçek şudur:
Edebiyat
Rüya, kaybettiğinin geri gelişidir. Ağlayarak uyanacağını bilsen bile, yeniden görmek için her şeyden vazgeçebileceğin tek şeydir. Kahraman Tazeoğlu (Çilli Balerin)
Edebiyat
Çünkü bu gece, bugün, her zaman olduğu gibi seninle aklım değil, yüreğim konusuyor. Seni seviyorum, şekerim. 𝗣𝗶𝗿𝗮𝘆𝗲'𝘆𝗲 𝗠𝗲𝗸𝘁𝘂𝗽𝗹𝗮𝗿 𝐍𝐚𝐳ı𝐦 𝐇𝐢𝐤𝐦𝐞𝐭
Edebiyat
Hayat devam eder. Bazen tökezleyerek, bazen koşarak. Ama durmadan. Ve bir gün, tüm o “keşke”lerin yerini “iyi ki”ler alır. Çünkü yaşadığın her şey –o sonuçsuz sevmeler, o sessiz vedalar, o dökülmemiş gözyaşları– seni bugünkü sana getirir. Ve o sen, kırık ama tamamlanmış, yorgun ama umutlu, hâlâ sevebilecek kadar canlıdır.
Edebiyat