Ersan arda

Ersan arda
@Meyane
I have a dream... Bu da geçer... Lamelif... Ben yarındım, ancak elimden aldınız bugünümü... İnnâ fetahnâ leke fethan mubîna
Müphemiyetin Ucuz Kılıfı (38)
Şöyle bir gece düşün. Dışarıdaki rüzgar, senin o sığ sığınağının duvarlarını döverken, sen yine o çok sevdiğin "belirsizlik" limanına demir atmışsın. Her şeyi "kim bilir" diyerek geçiştirmek, aslında bir duruş sergileyememenin, bir karara varamamanın en süslü ve en acınası bahanesidir. Bir fikrin arkasında duracak cesaretin olmadığında, hemen o müphemiyet (belirsizlik) zırhına bürünüyorsun. "Belki öyledir, belki böyledir" demek, zihinsel bir tembellikten başka bir şey değildir. Gerçekten bilenler veya bilmek için acı çekenler, bu kadar kolay "kim bilir" demezler. Sen ise bunu, düşünmemek için bir mühür gibi kullanıyorsun. Kalkıyorsun, mutfağa gidip o meşhur bardağına suyunu dolduruyorsun. Su, bardağın içinde hiçbir yere gitmeden öylece duruyor. Tıpkı senin hayatın gibi. Suya bakıp "derin anlamlar" arıyorsun ama gördüğün tek şey kendi idrak (anlayış) sığlığın. Su orada bir arınma aracı değil; senin kararsızlığını besleyen, hiçbir şekli olmayan, girdiği her kabın rengini alan bir omurgasızlık simgesi. Suyu içerken boğazından geçen şey ferahlık değil, dürüst bir cevap vermekten kaçışın o soğuk sızısı olmalı. Bir yudum alıyorsun. O serinlik, zihnindeki o bulanık ve müstahkem (sağlamlaştırılmış) yalanları bir anlığına donduruyor. Ama hemen ardından o eski alışkanlığın geri geliyor: "Acaba bu su gerçek mi, yoksa bir illüzyon mu?" diyerek yine o ucuz felsefene sarılıyorsun. Gerçekten bir şeyi kavramak isteseydin, o suyu içerken "neden" diye sorardın, "nasıl" diye sorardın. Ama sen "kim bilir" diyerek konuyu kapatmayı seçiyorsun. Şimdi o bardağı masaya bırak ve kendine şu soruyu sor: Hayatını gerçekten yaşıyor musun, yoksa "kim bilir" diyerek bir kenara attığın ihtimallerin gölgesinde mi çürüyorsun? Belki de en büyük korkun, bir şeyi gerçekten "bilmek" ve o bilginin getirdiği
Edebiyat
Reklam
Sığınak İllüzyonu (37)
Şöyle bir gece düşün. Dışarıda rüzgar esiyor ve sen yine o her zamanki "içsel sığınağına" çekiliyorsun. Ama gel, bu sefer dürüst olalım: Senin sığınak dediğin yer, aslında sorumluluklardan ve gerçek dünyadaki başarısızlık ihtimalinden kaçtığın bir yankı odası. İçindeki o "dinginlik", aslında bir gelişim belirtisi değil; aksine, konfor alanının yarattığı bir uyuşukluk. Kendine ördüğün bu zihinsel koza, seni dışarıdaki sert dünyadan korumuyor; sadece seni o dünyaya karşı savunmasız ve hantal bırakıyor. "Kendimi dinliyorum" diyorsun, ama aslında yaptığın şey, hatalarını rasyonalize etmek ve kışın soğuğunu bahane ederek yerinde saymak. Kalkıyorsun, mutfağa gidip o her zamanki bir bardak suyu alıyorsun. Bak bakalım o bardağa. Su orada sadece duruyor. Ne bir mucize, ne bir arınma, ne de bir tılsım. Sadece H2O. Eğer bu suyun sana bir "aydınlanma" yaşatacağını sanıyorsan, sadece kendini kandırıyorsun. Su senin susuzluğunu giderir, ama zihnindeki o tembel ve temelsiz fikirleri temizlemez. O berraklık bardakta, sende değil. Bir yudum alıyorsun. Boğazından geçen o soğukluk sana bir "hakikat" değil, sadece biyolojik bir ihtiyaç karşılanması hissi vermeli. Eğer bu yudumdan sonra hala "her şey yoluna girecek" masalına inanıyorsan, stratejik bir hata yapıyorsun demektir. Yoluna giren hiçbir şey yok; sen sadece duruyorsun ve rüzgarın dinmesini bekliyorsun. Oysa rüzgar dinmez, sadece yön değiştirir. Şimdi o bardağı masaya sertçe bırak ve düşün. Bu sığınak seni güçlendiriyor mu, yoksa seni bir "hiçliğe" mi hapsediyor? Gerçek şu ki: En güvenli sığınak, fırtınanın dışındaki oda değil; fırtınanın ortasında bile ayakta kalmanı sağlayacak olan o sağlam ve acımasız mantığındır. Geri kalan her şey, sadece bir bardak suyun içindeki fırtınadan ibaret. Anladın mı?
Edebiyat
Bazen kuş uçuyor göğsümde, sanki tüm gökyüzü içime sığmış da özgürlüğün tadını çıkarıyor gibi, bazen de iki yakam bir araya gelmiyor; senin sözlerinin parmak izi üzerime sindiği için ilikleyemiyorum düğmelerimi... N. Çiçeği
Edebiyat
Üzülme Çalıkuşu, hiçbir şey kazanamadınsa, geçinmek, yaşamak ve tahammül etmek ne olduğunu da mı öğrenmedin? Bu az kazanç mı...? Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu
Edebiyat
İyi geceler
Üzülme kelebeğim, bugünü atlatırsak yarın diye bir şey yok..
Edebiyat
Reklam