Şöyle bir gece düşün. Haftanın o en derin, en dinlenmiş anı. Cumartesi'yi Pazara bağlayan o saatler. Dışarıdaki dünya tamamen susmuş ama içerideki sessizlik, kulağını tırmalıyor. Çünkü bu, sıradan bir sessizlik değil; bu, olmayanların gürültüsü.
Bir an için düşün: O almadığın karar, o gitmediğin yol, o söylemediğin söz... Bütün o paralel evrenlerdeki diğer senler şu an ne yapıyor? Bu geceki sessizlik, işte tam da o tüm ihtimallerin, tüm o paralel benliklerin aynı anda nefes alıp verme sesi. Bir fısıltı korosu gibi, sana "yaşayabilirdin" diyorlar.
Kalkıyorsun, mutfağa gidip bir bardak su alıyorsun. Avucundaki o soğuk, seni hemen bu ana, bu gerçekliğe geri çekiyor. Sanki su, o sonsuz ihtimaller denizinde seni demirleyen bir çıpa. O fısıltı korosu, sen suyu içerken bir anlığına susuyor.
Bir yudum alıyorsun. O an, tüm o diğer hayatları bir kenara bırakıp, sadece bu hayatı, yani elindeki tek gerçeği yaşamaya karar veriyorsun. Çünkü en güçlü ihtimal, daima içinde bulunduğun andır.
Şimdi bir yudum su al ve düşün. Bu su, sadece bir içecek mi? Yoksa sana, tüm o paralel gürültünün ortasında kendi gerçeğini dinleme cesaretini veren, haftanın en ilginç ve en dürüst anı mı?
Kim bilir... Belki de en ilginç hayat, başkalarınınkini merak etmekten vazgeçip, sadece kendininkini, o elindeki tek bardak suyu kabul ederek yaşamaya başladığın andır.
Kim bilir...