Şöyle bir gece düşün. Ekim'in o sakin, ama bir o kadar da ağır gecesi. Başını yastığa koyuyorsun, dışarıdaki sessizlik, içindeki sesi daha da yükseltiyor.
Aklında, o yarım kalan hikâye var. Olacak gibi olan, neredeyse elini uzatsan dokunacağın o anlar... O küçük bakışmalar, o beklenmedik gülümsemeler, "Acaba?" dedirten tüm o fısıltılar. Ve sonra... o kesin, o net "Hayır."
O ret, sadece bir sözden ibaret değil. O, kurduğun tüm o küçük gelecek planlarının birden bire, sessizce iptal edilmesi. Elinde kalan tek şey, "Neden olmadı?" sorusunun bitmek bilmeyen yankısı.
İnsan, en çok da o "neredeyse oldu" hissine takılıyor. O kapının aralanıp, sonra tam yüzüne kapanması. Oysa bazen, bazı kapılar sadece aralanır, geçilmek için değil. Sadece sana, içeride ne kadar güzel bir ihtimal olduğunu göstermek için.
Şimdi gözlerini kapa ve düşün. Bu hayal kırıklığı, sadece bir son mu? Yoksa sana, kendi hikâyenin kahramanı olduğunu ve en iyi bölümlerin henüz yazılmadığını hatırlatan bir dönüm noktası mı?
Kim bilir... Belki de o kapı kapanmak zorundaydı ki, sen kendi yolunu görmeye başla. Ya da belki de sadece bir gece, hepsi bu.
Kim bilir...