Ersan arda

Ersan arda
@Meyane
I have a dream... Bu da geçer... Lamelif... Ben yarındım, ancak elimden aldınız bugünümü... İnnâ fetahnâ leke fethan mubîna
(22)
Şöyle bir gece düşün. Ekim ayının o ağır, nemli gecesi. Pencerenin önündesin. Gecenin getirdiği sükûnet, dışarıdaki dünyanın bütün telaşını yavaşça bastırmış. Hâlâ vücudunda o hafif üşütmenin kalıntıları var. Arada bir gelen o küçük öksürük, sessizliği bölen tek ses. Bir şeylerin tam da yerinde olmadığını hatırlatıyor sana. Ama bu gece, bu sesi bir düşman gibi görmüyorsun. Tam tersi, sana "yavaşla" diyen bir dost gibi. Dışarıdaki rüzgarın uğultusu, odaya sızan soğukla birleşiyor. Bu soğuk, seni daha çok battaniyeye sarılmaya, daha çok içe dönmeye zorluyor. Bu, bir tür zorunlu meditasyon. Dışarıdaki koşuşturmadan kendini izole ettiğin, sadece kendi nefesine odaklandığın an. Ve tam bu anda, o hafif hastalığın içinden bir huzur buluyorsun. Çünkü bütün bu sessizlik ve yavaşlama, sana bir şeyi geri veriyor: Zamanı. Kendine ait, kimseye vermek zorunda olmadığın o değerli zamanı. Şimdi o sessizliği dinle ve düşün. Bu soğuk gece, sadece bir zorluk mu? Yoksa sana, ertesi günün güneşi doğmadan önce, kendi içine attığın tohumları sulama fırsatı mı? Kim bilir... Belki de en büyük iyileşme, kabul etmekle başlar.
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Üzgün ve dindar hissettiğimiz saatler...
Din
(21)
Şöyle bir gece düşün. Dışarıda Ekim ayının o derin, keskin soğuğu ve onunla birlikte gelen yağmurun sesi. Camlara vuran her damla, sanki dış dünyanın tüm gürültüsünü yavaşça siliyor. Bu, diğer seslere benzemez. Bu ses, ne bir acele ne de bir telaş barındırır. Sadece sürekli, sabırlı bir ritimdir. Her damla, içindeki bir düşünceyi, bir anıyı yüzeye çıkarır. Sanki doğa, seninle fısıltılarla konuşuyordur. Pencerenin önündesin. Yağmur dışarıdaki her şeyi ıslatırken, sen içeride, sıcacık ve güvendesin. Bu an, bir sığınak. Yağmur, seninle dünya arasına çekilmiş, geçici bir perdedir. Gündüzleri seni yoran ne varsa, şimdi o yağmurun sesiyle yıkanıp gidiyor. Ne ileri sarabiliyorsun ne de geri dönebiliyorsun. Sadece o sesin akışına kapılıp, o anın içinde kalıyorsun. Bu, bir tür arınma. Şimdi o sesi dinle ve düşün. Bu yağmur, sadece gökyüzünden inen su mu? Yoksa sana, her fırtınanın bile kendi içinde bir huzur barındırdığını fısıldayan bir melodi mi? Kim bilir... Belki de en büyük teselliyi, doğanın en gürültülü anında bulursun. Ya da belki de sadece bir yağmur sesi, hepsi bu. Kim bilir...
Edebiyat
Sabah namazı vaktinde, her yer sessizliğe bürünmüşken, o derin ve huzurlu anlarda uyanıyorsun. Dışarıdaki dünya henüz uykuda, sokaklar boş, ışıklar cılız. Bu sessizlik, gündüzün karmaşasından önce gelen bir hediye gibi. Sadece rüzgarın fısıltısı ve kendi nefesinin sesi var. Abdestin suyuyla yüzünü ve ellerini yıkarken, bedeninle birlikte ruhunun da arındığını hissediyorsun. Soğuk su, seni tam anlamıyla uyandırıyor, zihnindeki tüm fazlalıkları temizliyor. Seccadeni serdiğinde, sadece kendinle değil, tüm evrenle bir bağlantı kurduğunu hissediyorsun. O an, bu sessizliğin ve dinginliğin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyorsun. Secdeye vardığında, günün tüm yükleri sırtından akıp gidiyor. Başını yere koyduğunda, kendinin ne kadar küçük, bu evrenin ne kadar büyük olduğunu fark ediyorsun. Oysa bu küçüklük, bir acizlik değil, huzur verici bir teslimiyet. Namazdan sonra, güneşin ilk ışıkları pencerene vurmaya başlıyor. Dışarısı yavaş yavaş uyanıyor. Senin için ise yeni bir gün değil, yeni bir başlangıç. Kendinle yüzleştiğin, kalbini dinlediğin ve ruhunu beslediğin o anların gücüyle dolusun. Ve biliyorsun ki, bu güçle, günün tüm zorluklarına göğüs gerebilirsin. Kim bilir… Belki de hayatın en büyük mucizeleri, sabahın o en sessiz ve en kutsal anlarında gizlidir.
Edebiyat
(20)
Şöyle bir gece düşün. Dışarısı, artık o eski ılık gecelerden değil. Ekim ayının o kendine has, keskin soğuğu hissediliyor. Pencereyi araladığında, yüzüne vuran hava, sana bambaşka bir mevsimin başladığını fısıldıyor. Ağaçların hışırtısı bile farklı geliyor kulağa. Yapraklar, sanki son bir direnişle titriyor. Her şey, bir sona doğru gidiyor gibi. Ama bir yandan da bu son, kendi içinde bir huzur taşıyor. Soğuk, seni kendine daha çok sarılmaya, içeriye, kendi içine dönmeye davet ediyor. Dışarıdan gelen sesler artık çok daha net. Sokak lambasının etrafında uçuşan son kelebekler... Her biri, biten bir dönemin son tanıkları gibi. Bu sessizliğin içinde, sen de kendi içindeki yazın sona erdiğini hissediyorsun. Bu gece, sadece soğuyan bir hava değil. İçindeki tüm fazlalıkların döküldüğü, ruhunun bir sonraki mevsime hazırlandığı bir an. Şimdi o soğuk havayı içine çek ve düşün. Bu soğuk, sadece bir fiziksel his mi? Yoksa sana, hayatın içinde her mevsimin, her dönemin kendi güzelliği olduğunu hatırlatan bir fısıltı mı? Kim bilir... Belki de en büyük değişimler, en soğuk gecelerde başlar. Ya da belki de sadece bir Ekim gecesi, hepsi bu. Kim bilir...
Edebiyat