Ersan arda

Ersan arda
@Meyane
I have a dream... Bu da geçer... Lamelif... Ben yarındım, ancak elimden aldınız bugünümü... İnnâ fetahnâ leke fethan mubîna
(10)
Şöyle bir Eylül gecesi düşün. Cumartesi gecesinin tüm enerjisi havada. Pencereni aralıyorsun. Gecenin serin rüzgarı yüzüne vuruyor. Bu geceki sessizlik, önceki gecelerden farklı. Uzaktan, nereden geldiğini bilmediğin bir müzik sesi geliyor. Belki bir düğün salonundan, belki bir ev partisi... O müziğe karışan kahkaha sesleri... O kahkahalar, sana ait değil. Sen tek başına oturuyorsun. Ama o sesler, içeriye, senin sessizliğine süzülüyor. Bu sesler, seni bir an durduruyor. Aklında dönüp duran o tanıdık düşüncelerden, o bitmek bilmeyen film şeridinden sıyrılıyorsun. O kahkahalar, aslında hayatın bir parçası. Senin içinde bulunduğun sessizliği bozmak için değil, aksine onunla birleşmek için gelmişler. Düşünüyorsun: O kahkahalar, o müzik, o anın içinde yaşanan tüm o neşe... Hepsi şu an senin de bir parçan. Sen o kalabalıkta olmasan da, o anın bir tanığısın. Pencerenin kenarına oturuyorsun. Dışarıyı izliyorsun. Hayat devam ediyor ve sen, kendi sessizliğinde bile onun bir parçasısın. Şimdi o sesi dinle. O kahkahalar sadece birer ses mi? Yoksa sana, hayatın içinde yalnız olmadığını fısıldayan birer melodi mi? Kim bilir... Belki de hayat, en büyük sürprizlerini tam da böyle, en beklemediğin anda sunar. Ya da belki de sadece bir müzik sesi, hepsi bu. Kim bilir...
Edebiyat
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
(9)
Eylül Gecesi, Son Sesi Şöyle bir Eylül gecesi düşün. Haftanın tüm yorgunluğu, okul telaşı ve bitmek bilmeyen trafik çilesi nihayet dinmiş. Bu, cumaya has bir sessizlik. Gündüzün tüm o kaosu, şimdi odanın köşesinde unutulmuş bir gölge gibi duruyor. Gün boyunca duyduğun sesler, aklında birer yankı olarak kalmış: Sabahki acele adımların sesi, bir arabanın kornası, okul bahçesindeki çocukların kahkahaları... Şimdi hepsi yok. Sadece sen varsın. Yavaşça koltuğuna oturuyorsun. Bedenin, nihayet durduğu için şükrediyor. O derin sessizliğin içinde, kulakların bir şey dinliyor. Ne dışarıdan bir ses, ne de aklındaki bir düşünce. Sadece nefesinin sesi. O nefesin, ciğerlerini doldururken çıkardığı ses, o an dünyanın en kıymetli melodisi. Gündüzün tüm o gürültüsünü ciğerlerine çekip, yavaşça dışarı veriyorsun. Her nefeste, birikmiş yorgunluğun bir parçası da dışarı atılıyor sanki. Bu, bir arınma ayini. Şimdi derin bir nefes al ve düşün. Bu sessizlik, sadece bir sessizlik mi? Yoksa o gürültünün ardından kendini dinlemen için sana verilmiş bir hediye mi? Kim bilir... Belki de hayat, en büyük cevaplarını en sessiz anlarda fısıldar. Ya da belki de sadece bir nefes, hepsi bu. Kim bilir...
Edebiyat
(8)
Şöyle bir Eylül gecesi düşün. Bütün gün süren o okul telaşı, velilerin koşturması, o bitmek bilmeyen trafik çilesi sonunda dinmiş. Gündüzün gürültüsü, yerini şehrin yavaş yavaş nefes alıp verdiği o sessizliğe bırakmış. Dün, yazın son fısıltılarını taşıyan bir geceydi; bugün ise her şey yeniden başlamış gibi. Sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklar koşuşturmayla doluydu: Kornalar, okul zilleri, aceleyle atılan adımlar... Her şey bir fırtına gibiydi. Şimdi ise her şey durulmuş. Pencereden dışarı bakıyorsun ve bu derin sessizliğin içinde, gündüzün yorgunluğunu üzerindeki bir toz gibi siliyorsun. Bu gece, sana o koşuşturmanın ardından kendine dönmen için bir fırsat sunuyor. Kalkıp mutfağa gidiyorsun. Bir bardak su alıyorsun. Soğuk su boğazından aşağı inerken, sanki bütün gün biriken o yorgunluğu ve stresi de beraberinde götürüyor. O an, bütün o karmaşanın içinde bile, kendine ait bir anın olduğunu hatırlıyorsun. Şimdi bir yudum daha al ve düşün. Bu geceki huzur, sadece o telaşın bitişi mi? Yoksa o telaşın içinde bile içindeki o sessizliği koruyabildiğinin bir kanıtı mı? Kim bilir... Belki de hayat, o türlü fırtınaların ortasında içtiğimiz o bir yudum suda saklıdır. Ya da belki de sadece bir bardak su, hepsi bu. Kim bilir...
Edebiyat
İyi geceler
Gelirsen çayımı seninle bölüşürüm, Gelmezsen ömür billah üşürüm... Cemal SÜREYA
Edebiyat