"Ademoğlu annen seni doğurduğunda ağlıyordun. İnsanlar da etrafında mutluluktan gülüyorlardı. Nefsini zorla ki öldüğün gün onlar ağlarken sen sevinçten gülesin"
Sanki kendisine eziyet eden Eybar değilmiş gibi şefkatle konuşuyordu. Hasret kaldığı bir şefkat... Annem veya babam gibi sesi diye düşündü.
İmam-ı Rabbanî, "Namazım bitti evladım. İstersen çıkalım görevini yerine getir." dedi. Eybar bu söz üzerine ezildikçe eziliyor, o dev gibi bedeni su gibi eriyordu.
"Sizi götürmeye gelmedim, size köle olmaya geldim efendim."
"Hâşâ" dedi İmam-ı Rabbanî, "Kölenin kölesi olur mu? Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ın kuluyum, biz ancak kardeş oluruz evladım. Yer soğuk ama burada başka imkân yok gel otur istersen."
Her şeyi akla indirgeyen bilim dünyasında yaşadığımız için bu hakikatlere karşı kör ve sağır olmamız normal değil mi?
Bilim, var olan ama varlığı ispatlanamamış olayları akılla çözmeye çalışmak değilse nedir? Mucizelerin akılla açıklanacak yolu yok diyorlar, peki mucizelere şahit olanlar akılla değil de neyle inandılar?!