On dört yaşında evinden, ailesinden koparılarak girdiği harem hayatını, yüzlerce kadınla birlikte paylaşarak ölene kadar sürdürmek zorunda kalan ve o duvarların ardını hiçbir zaman görmeyen kadınlara içim parçalanırdı.
ama ne yaparlarsa yapsınlar benim nazlı sevgilim Gülbeden'e duyduğum erkekçe aşkın önüne geçememişler, onun tomurcuk göğüslerinin, tarçın, akasya, süt bebeği karışımı delirtici kokusunun, tüller arkasında gölgelenen diri kalçalarının kanımı tutuşturmasını engelleyememişlerdi
Sarayı dolduran yüzlerce cariye Efendimize yetmiyor ve Efendimiz hep değişiklik istiyordu ki, bu merakı onu imparatorluğun en şişman kadınını bulma inadına kadar götürdü. Padişah işi gücü bırakmış, kendi mülkünün, belki de dünyanın en şişman kadınını bulmaya merak sardırmıştı. Valilere nameler yazılıyor, büyük şehirlere haberler gönderiliyor ve bulunan şişman kadınlar payitahtta kontrolden geçiriliyordu. Rumeli'nden Arabistan'a kadar her köşeden şişman kadın yağıyordu, ama bu her bacağı fil gibi olan iri kadınlar, Padişah'ı bir türlü hoşnut edemiyordu.
"Eski Ahit"e Vetus Testamentum, "Yeni Ahit"e ise Novum Testamentum derler. Testamentum kelimesi, kadim bir geleneğe dayanarak, erkek husyesinin adı olan "testis" kelimesinden türemiştir.
Bu şaşırtıcı bağlantıyı kurmam kolay olmadı, ben de yıllarca merak edip erkek yumurtası ile kutsal kitapların ne gibi bir ilişkisi olabilir diye uzun uzun düşündüm, ama epey araştırdıktan sonra gerçeği buldum.
Kadim çağlarda, Kudüs yöresinde yaşayan erkekler savaşa gidecekleri zaman bir daire olurlar ve birbirlerinin husyelerini tutarak yemin ederlermiş. İnsan bedeninin en duyarlı organı üzerine edilen yemin herhalde akıldan çıkmayacağı için, bu gelenektentestament, yani "testis üzerine edilen yemin" kelimesi türemiş. Kutsal kitaplara da bu yeminin adını uygun görmüşler.