Bana öyle geliyor ki tarih beni haklı çıkardı; bugün kim daha fazla öldürürse o en büyük. Herkes öldürme çılgınlığına kapılmış ve ellerinden başka türlüsü gelmiyor.
Onların arasındaydım, ama yalnızdım. Kuşkularımı dile getirdiğimde, bana olanları düşünmem gerektiğini söylüyorlar ve bir türlü yutamadığım şeyi bana yutturmak için önüme çogu kez etkileyici nedenler sürüyorlardı.
Diz çöküp her şeyi terk etmek gerektiğini söyleyen şu ahlakçılara kulak asmamak gerekiyordu. Karanlığın içinde, biraz da körlemesine, ileriye doğru yürümeye başlamak ve iyilik etmeye çalışmak gerekiyordu yalnızca.
İyilik ve kötülük kuşkusuz vardı ve genelde onları birbirinden ayıran şeyler kolayca açıklanırdı. Ama sorun kötülüğün içindekiyle başlıyordu. Örneğin görünüşte gerekli olan bir kötülük ve görünüşte gereksiz olan bir kötülük vardı. Cehenneme düşmüş bir Don Juan vardı, bir de çocuğun ölümü vardı. Çapkının cezaya çarptırılması ne kadar adilse, çocuğun ıstırabını anlamak o kadar zordu. Ve yeryüzünde bir çocuğun acısından, o acımın beraberinde getirdiği dehşetten ve bunu açıklamak için bulunacak nedenlerden daha önemli hiçbir şey yoktu aslında.
Zaten insanların çoğu tümüyle dinsel görevlerini bırakmasa da, ya da bu görevleri iyice ahlaktan uzak özel hayatlarıyla buluşturmasa da, çoğu için dinsel pratiklerin yerini boş inançlar almıştı. Ayine gitmekten ziyade nazarlık ya da Aziz Roch muskalarını seve seve takıyorlardı.