Mehmet Ekim

Mehmet Ekim
@Mhmtkm01
Anadolu Üniversitesi'nde Türk dili ve edebiyatı okuyor
Bursa
Bursa, 27 Eylül 1995
21 okur puanı
Eylül 2023 tarihinde katıldı

Mehmet Ekim

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.·
25 saatte okudu
·
2024 69. kitabı
Hakan Mengüç
8.4/10 · 5,4bin okunma
Reklam
Bir babanın iki oğlu var. Anneleri onları küçükyaşlarda terk etmiş. Baba da çocuklarıyla hiç ilgilenmemiş.Üstelik aynı zamanda bir suçlu. Gasp, uyuşturucu, hırsızlık suçlarından sabıkası var. Sonunda cinayetten hapse girmiş. Ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış. Adamın 30'lu yaşlarına gelmiş iki çocuğuyla röportajlar yapılmış. Oğullarından biri, tıpkı babası gibi, defalarca hapse girmiş çıkmış, uyuşturucu batağına saplanmış, gasp ve hırsızlık olaylarına karışmış. Muhabir bu adamla röportaja gittiğinde "Böyle biri olmanızdaki en büyük etken ne?" diye soruyor. Adam "Babam."cevabını veriyor. Sonrasında diğer oğluyla röportaja gidiyor. Bu oğlan son derece düzenli, keyifli, mutlu bir hayat yaşıyor. Şahane bir ailesi var. Hayatından memnun. Örnek gösterilecek bir yaşamı var. Muhabir, yine aynı soruyu soruyor: "Böyle biri olmanızdaki en büyük etken ne?" Adam "Babam." cevabını veriyor. Yaşadığımız olaylara verdiğimiz anlam hayatımızı tamamen değiştirebilme gücüne sahip. Doğru sorularla hislerimizi değiştirebiliriz.
Alıntı
Bir gün Peygamber Efendimiz (SAV) tek başına otururken Hazreti Ali (r.a) yanına geliyor. "Sizi çok dertli gördüm. Bir probleminiz mi var?" diyor. Efendimiz (SAV), "Bana Mirac'da verilen sırları düşünüyorum, ya Ali!" cevabı veriyor. Hazreti Ali de "Birazını benimle paylaşabilir misiniz?" diyor. Efendimiz (SAV), "Ya Ali, kaldıramazsın." diyor.Peygamberimiz (SAV) Hazreti Ali'yi (r.a) çok istekli görünce sırlarınn bir kısmını anlatıyor. Hazreti Ali (r.a) o sırları duyduğu anda göğsünde bir kabarma, taşkınlık hissediyor. Söylemek, bağırmak istiyor. Ama sırdır, söyleyemiyor. Hemen Mekke'nin dışına çıkıyor. Kör bir kuyu buluyor. Ve o kuyuya bağıra bağıra içindekileri anlatıyor. Sonra rahatlıyor. O su vermeyen kuyu, Hazreti Ali'nin (r.a) verdiği sırları kaldıramayarak taşmaya başlıyor. Su taşınca suyun çevresindeki kamışları besliyor. Kamışlar zamanla büyüyor. Bir gün oradan geçen bir çoban, rüzgarın kamışlarda çok hoş bir ses çıkarttığını fark ediyor. Kesip, belirli işlemlerden geçirip onu üflemeye başlıyor. Bir gün Hazreti Muhammed (SAV) ile Hazreti Ali (r.a) develeri ile oradan geçerken bu çobanın çaldığı kamışın sesini duyuyor. Efendimiz (SAV) devesini durduruyor. Hazreti Ali'ye (r.a) dönüp, "Ya Ali, sen benim sırlarımı birine mi anlattın?" diye soruyor. Efendimiz'in (SAV), "Bu kamış parçası kıyamete kadar benim sırlarımı taşıyacak, sadece kalbi açık olanlar duyabilecek." dediği de rivayet ediliyor. O yüzden Mevlana da Mesnevi'nin ilk beyitlerinde şöyle diyor: Sırrın uzak değil, yakın bir yerde ama onu duyacak göz, duyacak kulak nerede?
Alıntı

Mehmet Ekim

, bir kitap okudu
Puan vermedi·184 syf.·
23 saatte okudu
·
2024 68. kitabı
Bir gün yaşlı Derviş dere kenarından geçip dergahına doğru yürürken genç bir kızla karşılaşır yolunun üzerinde. Genç kız heyecanlıdır koşar adımlarla yürümektedir. Kucağında da bir sürü elma ... Derviş başıyla selam verir ve gülümseyerek sorar genç kıza : "Nereye gidersin böyle telaşlı böyle heyecanlı ? Kucağındakiler elma mıdır?" Genç kız derenin ardını işaret eder uzağa gittiğini anlatmaya çalışarak "Sevdiğimin yanına varmaya çalışırım" der. "Sevdiğim ötedeki köyün girişinde bir tarlada çalışır. Gün boyu çok yorulur. Ben de ona elma götürüyorum." "Kaç elma topladın öyle?" diye sorar Derviş. Kız şaşırır. Kucağındaki elmalara kayar bir anda gözü. "Bilmem" der omuz silkerek. " İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç? Hesabını tutar mı ?" Derviş bu cevap üzerine sarsılmış. Elindeki tespihi kuvvetle çekip ikiye ayırmış. İpinden boşalan boncuklar bir bir düşmüşler yere...
Alıntı
Reklam