Bu kitapta dikkatimi çeken tek olumsuzluk, yalnızca e-kitap formatında sunulmuş olmasıydı. Belki ileride basılı hâli de çıkar, bilmiyorum. Ama sanırım ben biraz acele ettim.
Kitabın içeriğine gelirsek, yazar bu eserde önceki kitaplarına kıyasla daha az görsel kullanmış diyebilirim. Bu kitap, yazı ağırlıklı bir yapıya sahip.
Yine de dili, yazarın önceki eserlerinde olduğu gibi aforizma tadında ve çarpıcı bir üslupla ilerliyor. Öyle ki, zaman zaman hangi cümleyi not alacağınızı şaşırıyorsunuz.
Benim bu kitapta en çok beğendiğim kısım ise "Mizah Kuramı" başlıklı bölümdü. Gerçekten de yer yer oldukça özgün espriler ve çizimlerle karşılaştım. O bölümü okurken şahsen çok eğlendim.Tabii yazarın da belirttiği gibi, mizah; kültürel alışkanlıklarınızdan zeka düzeyinize kadar birçok etkene bağlıdır. Kimin neye güleceği göreceli bir kavramdır. Yine de bazı esprilere yüksek sesle güldüğüm oldu. Bunlardan birini paylaşarak incelememi bitirmek istiyorum:
Adamın biri, yalnızlığını anlatmak için şöyle der:
"O kadar yalnızım ki bazen kendimle göz göze geldiğim oluyor."
İlk bakışta hüzünlü bir iç çekiş gibi görünse de, bu söz çevresindekilerde gülümsemeye neden olur. Çünkü bu cümleyi kuran adamın gözleri şaşıdır ve gerçekten de birbirine doğru bakmaktadır...
Kültürün mü aktarılması yoksa genetiğin mi aktarılması bir toplumu başarılı kılar?
Mesela Amerika'da beyazların sayısı, siyahların sayısından fazladır. Ve oradaki siyahlar, atalarının kültürlerine değil de Amerikalıların kültürüne sahiptirler. Çünkü Amerikalılar orada baskın durumdadır ve Afrikalıları asimile etmişlerdir. Bu yüzden Afrikalılar onların dillerini kullanır ve onların inandığı şeye inanırlar.
Şimdi farz edin Amerika'da zamanla bütün beyazlar ortadan kalkıyor, sadece asimile olmuş siyahlar kalıyor. Yani kıtada Afrikalıların genetiği, Amerikalıların ise kültürü hakim oluyor!
Peki sizce hangi toplum başarılı olmuştur? Genetiğini aktaran Afrikalılar mı yoksa kültürünü aktaran Amerikalılar mı?
Mesela, geçmişte Hanoi şehrinde yaşayan Fransız sömürgeciler, şehirdeki sıçan sayısını azaltmak için şöyle bir uygulama başlatmışlar:
"Öldürülen her sıçan için insanlara para vermek."
Ama bu uygulama, şehirdeki sıçan sayısını azaltmak yerine tam tersine artırmış.
Çünkü insanlar daha fazla para almak için evlerinde sıçan yetiştirmeye başlamışlar!
Ya da Çin'de, arkeologlar bulunan her dinozor kemiği için insanlara ödül vermeye başlamışlar.
Buna karşılık insanlar ise buldukları kemikleri bütün olarak satmak yerine parçalara ayırmışlar ve her bir parça için ayrı ayrı para almışlar.
Benzer şekilde konuya biraz daha üstün körü genellemelerle devam edecek olursak,
-Misal, kapitalist sistemde "çalışacak iş bulmak" bir açığa ya da sıkıntıya dönüşürken,
- Komünist sistemde ise "çalıştıracak işçi bulmak" bir açığa ya da sıkıntıya dönüşür.
Çünkü boş oturan insanlara ücret vermezseniz, herkes iş arayacaktır..
Dolayısıyla ortaya "iş bulma" sorunu çıkacaktır.
Ama boş oturan insanlara ücret verirseniz, bu sefer de kimse çalışmak istemeyecektir.