Yüksek bir dağın tepesinde, sağa sola doğru sallanan uzun bir kütüğün üstünde durmadan koşmak zorunda kalan bir insan vardır. Kütük sağa doğru eğildiğinde, adam dengeyi sağlamak için sola doğru koşar. Kütük sola doğru eğildiğinde ise sağa doğru koşar. Bu adam, kütüğün orta noktasını bulamamasının bedelini her seferinde taraf değiştirerek öder ve bu değişim sayesinde içinde bulunduğu düzensizlikten kendisine bir düzen yaratmaya çalışır.
Dengesi bozulmuş sistemlerde bireyin toplumla kurduğu ilişki de aynen bunun gibidir. Çünkü kimin ne zaman hangi tarafa doğru koşacağını, içinde bulunduğu koşullar belirler. Koşullardaki bu dengesizlik ise bireyin belli bir tarafa uzun süre sadık kalmasını engeller. Ve bu sadakat eksikliği kendisini "dengesizliğin adaleti" olarak gösterir.
Dolayısıyla bugünün zalimi yarının mazlumu olabiliyor ya da bugünün mazlumu yarının zalimi... Ve unutmadan! Bugünün tanrılarına fazla güvenmeyelim. Çünkü onlar yarının iblisleri olacaklar!
Aslanların evrimi ceylanların tekelinde olsaydı, ceylanlar; keskin pençeli, iri cüsseli ve saldırgan mizaca sahip aslanları kısırlaştırır, bunun yerine pençesiz, minyon tipli ve yumuşak huylu aslanların üremesini teşvik ederdi.
Eğer ceylanların evrimi aslanların tekelinde olsaydı, aslanlar; hızlı koşan, atik ve keskin duyulara sahip ceylanları kısırlaştırır, bunun yerine hantal, etine dolgun ve algı seviyesi düşük ceylanların üremesini teşvik ederdi.
Neticede her canlı, doğayı kendi çıkarları doğrultusunda değiştirir. Hatta aslanlar ve ceylantar kendilerine bir Tanrı yaratacak olsalardı, bu iki Tanrı birbirinden tamamen farklı olurdu. Aslanların Tanrısı, ceylanlar için Şeytan; ceylanların Tanrısı ise aslanlar için Şeytan olabilirdi. Çünkü Tanrı dediğimiz şey bile bir türün kendi çıkarları doğrultusunda doğaya dayattığı bir kavramdır. Tıpkı insanların Tanrısının en çok insan çıkarını gözetmesi. gibi.
Ve insanlar bu çıkarlarını ahlak kuralları aracılığıyla Tanrılarına dayatırlar. İnsanların çoğu ahlakı yaratan şeyin Tanrı olduğunu düşünür; oysa durum tam tersidir: Toplumların ahlak anlayışı, nasıl bir Tanrının var olabileceğine ve hangi davranışların kısırlaştırılıp hangilerinin çoğaltılacağına karar verir.
Tanrı, nasıl bir ahlakın var olacağını belirleyemez; ahlak, nasıl bir Tanrının var olacağını belirler.
Bir aspirin aldığınızda baş ağrınız geçebilir; ama bu durum, baş ağrınızın sebebinin vücudunuzdaki aspirin eksikliği olduğunu göstermez. Benzer şekilde, bir ekonomik krizi yardımlarla veya fonlarla geçici olarak hafifletebilirsiniz; fakat bu durum, krizin sebebinin yardım veya sıcak para eksikliği olduğu anlamına gelmez.
NÖROPUT: Ağaç diye bir sözcük icat edilmeseydi dünyada yine ağaçlar var olmaya devam edecekti! Ya da bulut diye bir sözcük icat edilmeseydi dünyada yine bulutlar var olmaya devam edecekti!
Ya da toprak diye bir sözcük icat edilmeseydi, dünyadaki topraklar yine de var olmaya devam edecekti...
Peki "Tanrı" diye bir sözcük icat edilmeseydi, Tanrı hälä var olur muydu?