Çoğu zaman kahraman ve düşmanı aynı şeyi isterler. İster aşk isterse para olsun, ikisi de aynı ödül için savaşır. Yalnızca ödüle değişik bakış açılarından yaklaşırlar”.
Psikanalizin ilk dönemlerinden etkilenen film kuramcıları, sinema anlatısının bilinçdışı süreçleri taklit ettiğini öne sürer. Bu yaklaşıma göre izleyici, karanlık bir salonda oturarak izlediği imgelerden görsel haz elde eder. Christian Metz bu durumu ayna kuramıyla açıklar ve izleyicinin perdeyle kurduğu özdeşleşmeyi, bebeğin aynadaki imgesiyle yaşadığı ilk özdeşleşmeye benzetir. Bebek aynadaki bütünlüklü imgeye hayranlık duyar ve ona bağlanır; benzer şekilde izleyici de beyazperdedeki imgelerden haz alır. Susan Hayward ise bu hazzın, görüntülerin izleyicinin arkasından yansıtılmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Böylece izleyici, gördüklerini sanki kendi zihninde üretiyormuş gibi deneyimler.
İlk insanlar, dünyadaki kaderlerinin değiştirmelerinin kendi çalışma ekonomisiyle ilgili olduğunu öğrendiğinden beri bir başka insanın kendisine karşı mı yoksa kendisiyle birlikte mi çalıştığına önem vermiştir. Kendisi ile çalıştığına karar verdiği bu başka kişi, birey için değer kazanmıştır.