Asel Rüveyda

Asel Rüveyda
@Miell_
Asel
Psikolog
Lisans
İstanbul
5 okur puanı
Eylül 2024 tarihinde katıldı
Her Kalbin duyulmayı hak eden bir hikayesi vardır✨🫶🏻
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
YASIN MATEMATİĞİ
Bazı kayıplar zamanı büküyor. Dakikalar uzuyor, günler anlamsızlaşıyor, dünya kendi ekseninde dönmeyi bırakıyor sanki. Ve insan o an fark ediyor: Yas, aslında bir denklem. Bir tarafında varlık, diğerinde yokluk. Toplamı ise hiçbir zaman sıfır etmeyen bir eşitsizlik. Psikoloji bize öğretir: yas, beş evreyle anlatılır — inkâr, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme. Ama hiçbir denklem bu kadar sade değildir. Çünkü insan zihni formül tutmaz; duyguların değişkenleri sonsuzdur. Bazı gün sadece sessizlik çarpar seni, bazı gün bir ses, bir koku, bir fotoğraf. Bazen beynin rasyonel kısmı “artık yok” derken, kalp hâlâ kapıdan onun sesini bekler. Sen sıfır değilsin, hep bir çarpansın. Hayat denklemimin gizli sabitisin artık. Yasın içinde insan iki dil konuşur: Biri mantığın dili, diğeri özlemin. Ve hiçbir çeviri ikisini birbirine tam denk getiremez. Bu yüzden yas, çözülmesi değil, taşınması gereken bir denklemdir. Zaman, acının katsayısını küçültür ama hiçbir zaman sıfırlayamaz. Çünkü sevgi, eksilince bile varlığını koruyan tek değişkendir. Belki de yasın matematiği şudur: Kaybettiğin her şey seni tamamlamaya devam eder. Eksildikçe büyürsün. Ve bir gün, içinden geçen o sessiz denklem “özlem” kelimesinde sadeleşir.
1000Kitap
Edinilmiş Bir Sanat
Ancak içimizde belirli bir hazır olma hali doğana kadar, dünyadaki tüm taklitler bizi bir adım bile ileri götürmez gibi görünür. Edinilmiş bir sanatın peşinde koşmaya devam etmek gerçekten bir inanç eylemi gerektirir.💌
1000Kitap
Ruh Yorgunluğu: Bedenin Diliyle Konuşan Zihin
Bazen ruh o kadar yorulur ki bunu kelimelerle ifade edemez. Yorgunluk, çaresizlik ve bitkinlik içinde kelimeler kifayetsiz kalır. Böyle anlarda, beden ruhun dili olur ve onun yerine konuşmaya başlar. Psikolojide buna somatizasyon deriz—duygusal yüklerin, fiziksel semptomlar olarak bedene yansıması. Ancak psikolojik literatürü bir kenara bırakıp kalbin diliyle konuşacak olursak, ruh yorgunluğunu şöyle betimleyebiliriz: Kimsenin görmesini istemediğimiz, hatta kendimizin bile kabul etmekte zorlandığı yönlerimiz vardır. Bunlar, gördükçe bizi yavaş yavaş boğan, içten içe tüketen taraflarımızdır. İnsan, kırılmamak için savaş kalkanları giyer, çaresizliğini saklamak için maskeler takar, kırgınlıklarını gururla örtmeye çalışır. Ama bu kalkanlar ruhu tüketir, kalbi ağırlaştırır. Ne demiş Mevlana: “Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.” Bazen insan, bu yorgunlukla kelimeleri bile taşıyamaz hale gelir. Bir yara kapatılmaya çalışıldıkça daha çok kanar, bir acı bastırılmaya çalışıldıkça daha derine işler. Sonunda, ruh susar ama beden konuşur. Sürekli baş ağrıları, mide krampları, kas gerginlikleri, derin nefes alamama hissi… Tüm bunlar, içimizde dile gelmeyen yorgunluğun çığlıklarıdır. Nietzsche’nin dediği gibi: “İnsanın en derin acıları, en çok sakladığı şeylerdir.” Ruh yorgunluğu, sadece dinlenmekle geçmez. O, görülmek, anlaşılmak ve kabul edilmek ister. Kendine şefkat göstermeyi öğrenmek, kalkanları indirip maskeleri çıkarmaya cesaret etmek gerekir. Çünkü bazen en büyük iyileşme, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmekle başlar. instagram.com/p/DGNsp_ctT2p/?...
1000Kitap
“Gönlün bahçesini çiçeklerle süsle; her biri, sevginin ve zarafetin bir yansımasıdır.”