Buraya yazdığım sözlerin o gün söylenen sözlerle aynı olduğundan emin değilim. Büyük olasılıkla değiller. Ama ben böyle hatırlıyorum ve tek yapabileceğimiz, gerçekliğin kendisinden çok gerçekliğe dair anılarımıza sadık kalmaktır ki o da tam aynı şey olmasa bile gerçeklikle yakından ilintilidir.
İnsan yaşadıkça, zorlaşıyor. Anları yakalamak. Gelip geçen kısacık anları. Geçmiş ya da geleceğin dışında bir şeyde yaşayabilmek. Sahiden burada olmak.
"Tarihi yaşayan bir şey haline getirmeye gerek yok. Tarih zaten yaşayan bir şey. Tarih biziz. Siyasetçiler, krallar ve kraliçeler değil. Tarih herkestir. Her şeydir.
Şu kahvedir. Kapitalizmin, imparatorluğun, köleliğin tarihini sadece kahveden söz ederek bile anlatabilirsiniz. Burada oturup kağıt bardaklardan kahve yudumlayabilin diye dökülmüş kan ve çekilmiş sefalet akla ziyandır."
Livaneli hiç beklemediğim bir şekilde çok akıcı yazdığı için normalde yavaş okuyan biri olmama rağmen sürekli bir bölüm daha diyerek okudum. Ana karakterin anlattığı bir hikaye var ve bu hikaye anlatıcının kendisi tarafından sürekli çeşitli bahanelerle bölünüyor ama bu okuru kitaptan uzaklaştırmıyor aksine hikayenin sonunu öğrenmek için daha da heyecanlandırıyor. Anlatılan bu hikayenin yanı sıra okura sürekli hatırlatılan faili meçhul bir cinayet de var. Merak edilecek, kitabı elden düşürmeye izin vermeyecek unsur çok yani.
Gazeteci kız karakterinin gerçekten uzak, karikatürize olduğunu düşündüm. Her ne kadar toy bir gazeteci olsa da bu kadar bilgisiz ve basit düşünen bir karakter olarak yazılması beni rahatsız etti. En ünlü romanlara dair bile bir bilgisi olmayan, gazeteci olmasına rağmen 'aşk' gerekçesiyle ne kadar çok cinayet işlendiğinden bihaber, iki lafından biri 'ipadden baktım, google sağ olsun' vb. olan ve hiç tanımadığı bir adam karşısında sürekli alt dudağını bükmek gibi birtakım çocuksu davranışlar gösteren bir karakter olması rahatsız ediciydi.
Kitapta tavırlarıyla en gerçekçi karakterler Ahmet tarafından hor görülen Podima insanlarıydı.