Yine çocuklar için yazıldığı düşünülen ama satır aralarında biz büyüklerin de kalbine dokunan hikayelerden biri… (:
“Boşluk” kitabında yazar yalnızca bir kaybı değil, insanın içinde oluşan görünmez eksilmeyi temsil ediyor gibi... Yani ben öyle anladım / anlamak istedim (:
Kaybetmeyi, eksilmeyi ve tüm bunlara rağmen insanın kendi içinde yeniden bir ışık bulabilmesini anlatıyor...Çocuklarla okurken Julia’nın yaşadığı “boşluk” somut bir eksiklik gibi geliyor, yetişkin gözüyle okumak ise o boşluğun ardındaki duyguyu çok daha derinden hissettiriyor.
İnsan bazen iyi hissetmek için ya da içindeki tarif edilemez o boşluğu doldurmak için başka insanlara, eşyalara, alışkanlıklara ya da sürekli meşgul olacağı şeylere tutunuyor. Ama hikaye, iyileşmenin dışarıdan gelen bir şey değil, insanın kendi iç dünyasına dönmesiyle başladığını hatırlatıyor.
En etkileyici kısım bence şu: içimizdeki boşluk hiç bir zaman tamamen yok olmuyor. Bazı yaşanmışlıklar insanda iz bırakıyor. Julia'nın hikayesi bunu bir kusur gibi değil, insan olmanın doğal bir parçası gibi anlatıyor.
İyileşmek bazen eski haline dönmek demek değil sanırım benim son zamanlarda en çok düşündüğüm şey " İyileşmek ne demek, insan nasıl iyileşir ? Kayıplarından , içindeki boşluklardan sonra eski kendini nerede bulur ?" ; belki de iyileşmek içindeki eksiklikle birlikte yeniden yaşam kurabilmek yaşama devam edebilmeyi öğrenmek.
Hikayede de o geriye kalan küçük boşluk ara sıra can acıtsa da, aynı zamanda insanın kendine açılan gizli bir kapısı haline geliyor. İnsan içindeki boşlukla birlikte acısının kaybının yanında daima yaşayabilen, üretebilen, hissedebilen taraflarının var olduğunu fark ediyor... Julia’nın zaman zaman içindeki boşluktan kendi sihirli dünyasına geçmesi de bunu hissettiriyor; insan en derin yaralarından