Mert

Siz askerlik etmediniz, bilmezsiniz. Başıbozuk kuvvet, ne kadar çoğalırsa, bir memleketin dayanma kaynakları o kadar çabuk tükenir. Düşünsenize... On yıldan beri harp eden bir memlekette beş yüz atlıyla bir köye iniyorsunuz. (...) Siz, köylüye istediğiniz kadar ırzdan, namustan, düşman zulmünden söz edin. O yalnız, o gün aldığınız arpayı bilir. Arkanızdan beddua eder. Her şeyi saklamaya, hiçbir şey kaptırmamaya bakar. Civarda gezen meşhur eşkıyaların namına sığınarak geceleri yüzünü sarıp komşularını soymaya kalkanlar olur.
Sayfa 429·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kaseyi yere atamamak
Bir yedek subay arkadaşım vardı. (...) "Anadolu'ya geçecek misin?" diye sordum. Zerre kadar utanç duymadan "Hayır" dedi. "Ben bu işe hiç karışmayacağım!" dedi. "Doğrusunu ister misin, benim gözüm yıldı. Ben artık hiçbir işe yaramam" dedi. Annesine birkaç defa ölüm haberi gelmiş... (...) Hatta, ailesine aylık bile bağlanmış. "İstanbul'a döndük" dedi. "Bir akşam üzeri... Bizim mahallede bir yokuş vardı. Alacakaranlıkta bunu çıkıyorum. Bir yeldirmeli kadın da iniyor. Neredense annem olduğunu tanıdım. Bakkala yoğurt almaya gidiyormuş. O kadar heyecanlanmışım ki, duvara dayanarak bekledim. Benim hizama gelince: "Anne!" dedim. Bunu demedim, adeta inledim. Neredeyse ağlayacaktım. O da benim sesimi tanıdı. "İsmail sen misin?" diye sordu. Hani gereksiz sorular vardır ya, işte onlardan birisi... Yoksa beni tanıdı. Ne yaptı bilir misin? Elindeki kaseyi eğilip yere koyduktan sonra kucakladı beni... Biz ana oğul, öylece ağlaşırken, yemin ederim ki, aklı fikri, yere bıraktığı kasedeydi... "Aman kırılmasın!" Ben kendimi belki yüzlerce defa, o kaseden daha değersizmişim gibi ölüme attım. Bunu sen gördün, bilirsin... Annem, mezardan geri gelen oğlu için, kenarı çatlak bir kaseyi -vallaha kenarı çatlaktı, eskici Yahudi iki kuruş vermezdi- yere atamadı. Sonra, akrabaları, dostları, komşuları, hemşerileri dolaştım. Hepsinde bu "kaseyi yere atamamak" hali fazlasıyla vardı. Harbe gidenler haklı olarak umursamaz olmuşlardı. Bir suretle yakalarını kurtaranlar ise, bizim karşımızda vicdan azabı çekiyorlar, bu duygu ile yenilginin suçunu açıktan açığa bize yükletiyorlardı."
Sayfa 229·Kitabı okudu
Muharebede düşman karşıdadır. Üniformalıdır. Az da olsa, çok da olsa bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama, hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim düşman kim bilinmez!
Sayfa 228·Kitabı okudu
Bizim millet ıstıraba katlanmasını iyi beceriyor da ona karşı gelmesini bilmiyor.
Sayfa 215·Kitabı okudu
Hürriyeti "Hareket Ordusu" getirmişti. Yani padişah ordusunun bir parçası... Şimdi Anadolu'da ordu yok... Millet, yani başıbozuklar çarpışıyor. İleride ordu kurulursa bu, padişah ordusunun bir parçası değil, milletin kendi ordusu olacak...
Sayfa 189·Kitabı okudu