"Ademoğulunun üç dostu vardır: Biri ölünceye kadar onun ardından gelir, ikincisi; mezara kadar takip eder, üçüncüsü; ise mahşere kadar yanında olur. Ölünceye kadar yanında kalan dostu malıdır. Mezara kadar yanında kalan dostu, eşi dostudur. Mahşere kadar yanından ayrılmayan dostu da amelidir."
1. Malı haksız yollardan kazanmak,
2. Haksız ve günah yerlerde harcamak,
3. Haklı yerlere yapılması gereken harcamanın önüne geçmek.
Zaten bütün kötülüklerin kaynağı da bu üç davranıştır.
İyilik şu üç şeyde belirir: Dilde, bakışta ve sükûtta.
Allah'ı (c.c.) zikretmenin dışında kalan konuşma, boş sözdür. İbret almaksızın yapılan bakış hatadır. Düşünce içinde geçmeyen her sükût da oyalanmaktan başka bir şey değildir. Dünyayı bırakmak; onun gelişmeleri hakkında fikir yürütmekten ve hazları peşinde koşmaktan vazgeçmek ile olur. Çünkü düşünce, nefse (benliğe, şahsiyete) bağlı olduğu için arzuyu doğurur. Helal olmayan şeylere bakışlarını salmaktan sakın, çünkü bakış hedefine varan bir ok ve buyruğunu dinletebilen bir padişahtır.
Allah'a (c.c.) ibadet etmemiz ve bu ibadetin farz oluşu O'nun lütfu iledir. Kaldı ki O'nun bize bu yolda emir vermiş olması, ibadetimize karşılık mükâfat vermesi fazilet ve emrini dinlemediğimiz takdirde ceza vermesi bir adalettir.
"Tevekküle" gelince, sıkıntı ve darlık anında ve başımıza bir bela gelince gönül rahatlığı ve soğukkanlılık içinde Allah'a (c.c.) güvenmektir. Allah'a (c.c.) tevekkül edenler, her şeye yalnız O'nun gücü yettiğini, ferahlığa çıkaracak araçların O'nun her şeyi planlayıp zamanı gelince yaratan otoritesine bağlı olduğunu bilirler. Böyleleri ne atalarından, ne çocuklarından, ne servetlerinden ve ne de teknolojik ürünlerden medet umarlar. Tersine O'nun gösterdiği yolda yürüyerek her şeyi O'na havale ederler. Durum ve şartlar ne olursa olsun O'ndan başkasını dayanak ve umut kaynağı tanımazlar. Zaten kendisine tevekkül edenlere O kâfidir.