Fakat bir yandan aşık olmamaya özen gösterirken bir yandan da kendini sevdirmeye uğraşmanın, gönül işlerinde böyle ateşle oynamanın pek de tehlikeden uzak bir oyun olmadığını, çocuklara okuttuğu gramer kurallarından daha iyi biliyordu.
Söylenerek not defterimi çıkarıp derginin yanına koyuyordum ki defterin içindeki bir sayfanın köşesinin kıvrıldığını fark ettim.
“Ben sayfaları kıvırmam ki...” dedim kendi kendime, şaşkın bir fısıltı ile.
Sonra merakla kıvrılan o sayfayı açtı ellerim ve önüme düşen iki kelime yüzüme çarpan o kaşık gibi sarstı beni. Donakaldım o iki kelimenin, yedi harfin karşısında.
“BUL BENİ.” Yazıyordu not defterimin boş sayfasında, büyük harflerle ve kalın siyah bir tahta kalemi ile.
“BUL BENİ.”
“Bu...” dedi iç sesim, “Bu Baran’ın yazısı...”