Keder dolu ruhlar huzuru yalnızlıkta bulurlar. Tıpkı yaralı bir geyiğin sürüsünden ayrılarak, yaraları iyileşene ya da ölene kadar bir mağarada yaşaması gibi, dertli kişiler de insanlardan uzak durur.
Bir kadının kalbi, savaş alanına dönüşen tarlalara benzer, ağaçlar köklerinden kesilip çimenler alevler içinde yandıktan sonra ve kayalar ölülerin kanlarıyla kıpkırmızı olup toprak kemik ve kafataslarına boğulduktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar eski sessizliğine ve sakinliğine geri döner. Çünkü sonuçta ilkbahar ve sonbahar yeniden gelir ve işine kaldığı yerden devam eder.
Eğer fırtına yüzünden birbirimizi zorlu okyanusta kaybedersek dalgalar bizi durgun kıyılarda buluşturacaktır ve eğer hayat bizi öldürürse, ölüm bizi buluşturacaktır.
O günler tıpkı bir hayalet gibi geçti ve bir bulut gibi gözden kayboldu. Sonunda benim için acı dolu anılardan başka hiçbir şey kalmadı. Baharın güzelliğini ve doğanın uykudan uyanışını izlediğim gözler, fırtınanın hiddetinden ve kışın sefaletinden başka bir şey görmez oldu. Dalgaların sesini büyük bir zevkle dinlediğim kulaklarım sadece rüzgarın uğultusunu ve derin kayalıklara çarpan denizin hiddetini duyar oldu.