Muhsin ışık

Muhsin ışık
@Mirolok
HAYAT BİR ŞİİR KADAR KISA VE GÜZELDİR. Kitaplarım: Bir Bahriyelinin kaleminden ( şiir ) Albay Nikolay ( Roman ) Kalemimden Damlayan Kan ( Şiir ) Çobanlar Vadisi ( Roman )
Asker
Üniversite
Marmaris
12 Ağustos 1996
20 okur puanı
Eylül 2022 tarihinde katıldı
DOĞU DENİZ -29
29. BÖLÜM – KULAK MİSAFİRİ Akşam, Karadeniz’in kendine has serinliğiyle bağ evinin üzerine çökmüştü. Dağlardan inen rüzgâr, ter kokusuna karışan fındık yapraklarını savuruyordu. Ufukta kaybolan gün ışığıyla birlikte, işçilerin yorgun ayak sesleri yamaçtan aşağıya doğru yankılanıyordu. Sebahat abla, önde yürüyenlere seslendi: “Az kaldı kızlar, çok yakında fındık işi de bitecek. Sonra herkes evine, ailesine kavuşacak!” Yorgun yüzlerde hafif bir tebessüm belirdi. O an, Çimen’in ayağı hafifçe kaydı, bir taşın üstünde dengesini yitirdi ve yere düştü. Doğu, hiç düşünmeden koştu. “Çimen! İyi misin?” diyerek elini uzattı. Çimen, gülümsemeye çalışarak başını kaldırdı. “İyiyim, iyiyim… biraz ayağım burkuldu sadece.” O sırada Behiye’nin gözleri istemsizce onlara takıldı. Doğu’nun telaşla Çimen’e yardım etmesi, içinde kıyıya vuran bir kıskançlık dalgası uyandırdı. Sonra kendi kendine sessizce, “Yok… yok. Çimen’e kardeşi gibi bakıyor. Öyledir…” diyerek içini bastırdı. Sebahat abla ve diğer işçiler koşup geldiler. “Ne oldu kızım, bir şeyin var mı?” dedi Sebahat abla telaşla. Çimen, “Yok abla, Doğu sağ olsun, kaldırdı hemen.” dedi gülümseyerek. Doğu, üzerindeki toprağı silkeleyip ayağa kalktı. “Tamam, siz ilgilenin. Ben önden gidiyorum,” diyerek biraz da kendi payına düşeni yaptığı düşüncesiyle önden yürümeye başladı. Kısa bir sessizlikten sonra Çimen, Behiye’ye dönerek kıkırdadı: “Fark ettin mi? Doğu sanki bugün hiç çalışmamış gibi enerjikti. Hemen yardımıma koştu.” Behiye dudaklarını ısırıp, gözlerini yere dikti. “Ben biliyorum neden o kadar enerjik olduğunu.” Çimen merakla sordu:
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
DOĞU DENİZ - 28
28. BÖLÜM – DENİZ’İN KOKUSU Hüseyin Bey’in evinde sabah telaşı vardı. Mutfaktan gelen çay kokusu, odalardaki aynaların önünde süslenen kızların neşeli konuşmalarıyla karışıyordu. Deniz’in ablaları sıradan bir güne hazırlanır gibi giyiniyordu ama Deniz’in kalbi sıradan atmıyordu. Üstüne kırmızı bir gömlek, altına bol siyah pantolon giydi. Aynanın karşısında bir süre saçlarını düzeltti, kirpiklerine hafifçe rimel sürdü. Kalbi,her zamanki gibi atmıyordu çünkü bugün Doğu’yu göreceği düşüncesi kalbine basınç uyguluyordu. Tam dudaklarına hafif bir ruj sürecekken kapı birden aralandı. Harun başını uzattı, gözleri merakla parlıyordu. “Deniz abla, benim de dudaklarıma ruj sürsene!” Deniz şaşkınlıkla gülümsedi. “Olmaz Harun, sen erkeksin, sana ruj sürülmez,” dedi ama Harun ısrarcıydı. “Birazcık sadece!” “Haydi git, annem çağırıyor galiba,” diyerek başından savmak istedi. Harun suratını asarak odadan çıktı ve annesine koştu. “Anne, Deniz abla bana ruj sürmüyor!” dedi ağlamaklı bir sesle. Annesi kahkaha attı. “Oğlum, ruj kızlara sürülür. Ama istersen babanın jölesinden saçına sürelim,” dedi. Harun hemen gözyaşlarını silip “Tamam!” diye atıldı. Bir süre sonra, saçları geriye doğru parlayan Harun aynaya bakarken, kendisini çok daha yakışıklı buldu. Evdekiler fındık bahçesine gitmek üzere araca bindiler. Hüseyin Bey direksiyona geçti. Arka koltukta oturan Harun, sabırsızlıkla ayaklarını sallıyordu; çünkü hem o hem de Deniz aynı heyecanı paylaşıyordu. Bugün Doğu’yu göreceklerdi. Fındık bahçesinde sabahın nemli havası yaprakların arasından süzülüyordu. Doğu eğilmiş, sessizce fındık topluyordu. Parmaklarına bulaşan toprakla birlikte aklında yalnızca bir isim dönüyordu: Deniz. Çimen birkaç sıra ötede Behiye’nin yanında çalışıyor, bir yandan da onu konuşmaya zorluyordu. “Behiye, boş
Alıntı
DOĞU DENİZ - 27
27. BÖLÜM – BEŞ YIL ÖNCE Sabahın ilk ışıkları, ince bir sis tabakasının ardından fındık bahçelerine sızıyordu. Horozun ötüşüyle uyanan köy değil, Sebahat ablanın neşeli sesiyle uyanan işçi evi vardı. “Haydi kalkın gari! Daha güneş yüzünü tam göstermedi, siz hâlâ yorganın altında!” Yorgun ama alışkın bedenler yer yatağının içinden birer birer doğrulmaya başladı. Doğu, gözlerini ovuşturarak doğruldu. Karşı yatakta Mahsun vardı; dün gece olanlardan sonra yüzüne bakmak istemiyordu. Çünkü Deniz’in ona hediye ettiği kitabı izinsiz almış, hem de kendi aşık olduğu bir kızın varlığını öğrenmesine sebep olmuştu. Ama aynı odada kalmanın yazılı olmayan bir kuralı vardı: küs yada kırgın olabilirsin yine de selamlaşmak zorundasın. “Roj baş, Mahsun,” dedi Doğu, sesinde belli belirsiz bir yumuşaklıkla. “Roj baş, Doğu,” diye karşılık verdi Mahsun. Aralarındaki soğuk hava, sözlerde değil ama bakışlarda asılı kaldı. Mutfağın köşesinde Behiye, küçük bir aynada yüzüne hafifçe allık sürüyordu. Annesi Sebahat abla, elinde boş çaydanlıkla içeri girince kaşlarını kaldırdı. “Hayırdır kızım, fındık bahçeleri için mi süsleniyorsun sabah sabah?” Behiye gülümsedi, gamzeleri belirginleşti. “Yok anne, fındık ağaçları için değil… Fındık bahçesinin sahibi Hüseyin Bey için süsleniyorum.” Sebahat abla kahkahayı patlattı. “Kız, o baban yaşında!” Behiye de gülerek aynayı kapattı. “Ne var, yaş önemli değil,” dedi, ama gözlerinde küçük bir oyun vardı. Ardından annesine yardım etmek için mutfağa geçti. Kısa sürede kahvaltı sofrası hazırlandı. Evin içinde taze ekmek, çay ve otlu peynir kokusu yayıldı. Herkes yerini buldu. Doğu, otlu peynirden bir lokma aldı, ama aklı bambaşka yerdeydi: Deniz… Acaba bugün görebilecek miydi? Tam o sırada Çimen, fırsatını yakalamış gibi, masanın diğer ucundan
1000Kitap

Muhsin ışık

, bir kitap okudu
Puan vermedi·304 syf.·
13 günde okudu
·
2025 9. kitabı
Dilek Bilgiç Esen
6.8/10 · 971 okunma
DOĞU DENİZ - 26
26. BÖLÜM - MAHSUN’NUN HİKAYESİ Sahil hâlâ aynı sessizlikteydi. Doğu, Mem û Zîn’in hikâyesini bitirdiğinde Deniz’in gözleri dolmuş, bakışları uzaklara takılmıştı. Ama o hikâyenin bitimi, başka bir hikâyenin başlangıcına davetti sanki. Deniz başını Doğu’nun omzuna yaslamış, ama sesi uzaklardan gelen bir çağrı gibiydi: “Güzel anlattın… Gerçekten çok güzel. Ama… ben asıl Mahsun’un hikâyesini merak ediyorum. Hani kimdi o dediğim… hâlâ söylemedin.” Doğu gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Yeşil gözlüsünü daha fazla merakta bırakmak istemiyordu. Biraz sessiz kaldıktan sonra başını ona çevirdi. “Tamam,” dedi usulca. “Artık anlatayım sana.” “Mahsun’la ilk otobüste tanıştım. İkimiz de Şırnak’tan Trabzon’a fındık toplamaya gidiyorduk. Sabahın köründe yola çıkmıştık. Tıklım tıklım bir otobüs… Arka koltukta yan yana denk geldik. Önce birkaç kelime… sonra sohbet… sonra kahkaha…” “Yol uzundu ama Mahsun’la tanışınca kısaldı gibi geldi. Aynı ekiple çalıştığımız için Trabzon’da da aynı evde kaldık. Zamanla çok samimi iki arkadaş olduk.” Deniz sessizce dinliyordu. Gözlerinde büyüyen bir merak vardı. “Ben ilk başta Mahsun’un Behiye’ye ya da belki Çimen’e gönlünün kaydığını sanıyordum. Çünkü arada bir onları uzun uzun süzüyordu. Ama sonra öğrendim ki… o başka birini seviyormuş. Cizre’den, doğduğu mahalleden… Adı Berçem’di.” Deniz hayretle sordu: “Peki… nasıl öğrendin bunu?” Doğu iç çekti. “Bir Trabzon akşamıydı. Fındık toplama mesaisi bitmiş, herkes bir köşeye çekilmişti. Mahsun yanıma geldi. Yüzü solgundu. Oturdu, sustu bir süre. Sonra birden dökülmeye başladı içi.” “‘Ben Berçem’i seviyorum, Doğu,’ dedi. ‘Onu çok seviyorum. Ama şimdi o Cizre’de. Ve ben buradayım. Her sabah onun geçtiği sokağı özlüyorum. Gölgesini bile özledim be kardeşim…’” Ben de dayanamadım
Alıntı