27. BÖLÜM – BEŞ YIL ÖNCE
Sabahın ilk ışıkları, ince bir sis tabakasının ardından fındık bahçelerine sızıyordu. Horozun ötüşüyle uyanan köy değil, Sebahat ablanın neşeli sesiyle uyanan işçi evi vardı.
“Haydi kalkın gari! Daha güneş yüzünü tam göstermedi, siz hâlâ yorganın altında!”
Yorgun ama alışkın bedenler yer yatağının içinden birer birer doğrulmaya başladı.
Doğu, gözlerini ovuşturarak doğruldu. Karşı yatakta Mahsun vardı; dün gece olanlardan sonra yüzüne bakmak istemiyordu. Çünkü Deniz’in ona hediye ettiği kitabı izinsiz almış, hem de kendi aşık olduğu bir kızın varlığını öğrenmesine sebep olmuştu.
Ama aynı odada kalmanın yazılı olmayan bir kuralı vardı: küs yada kırgın olabilirsin yine de selamlaşmak zorundasın.
“Roj baş, Mahsun,” dedi Doğu, sesinde belli belirsiz bir yumuşaklıkla.
“Roj baş, Doğu,” diye karşılık verdi Mahsun. Aralarındaki soğuk hava, sözlerde değil ama bakışlarda asılı kaldı.
Mutfağın köşesinde Behiye, küçük bir aynada yüzüne hafifçe allık sürüyordu. Annesi Sebahat abla, elinde boş çaydanlıkla içeri girince kaşlarını kaldırdı.
“Hayırdır kızım, fındık bahçeleri için mi süsleniyorsun sabah sabah?”
Behiye gülümsedi, gamzeleri belirginleşti.
“Yok anne, fındık ağaçları için değil… Fındık bahçesinin sahibi Hüseyin Bey için süsleniyorum.”
Sebahat abla kahkahayı patlattı.
“Kız, o baban yaşında!”
Behiye de gülerek aynayı kapattı.
“Ne var, yaş önemli değil,” dedi, ama gözlerinde küçük bir oyun vardı. Ardından annesine yardım etmek için mutfağa geçti.
Kısa sürede kahvaltı sofrası hazırlandı. Evin içinde taze ekmek, çay ve otlu peynir kokusu yayıldı. Herkes yerini buldu. Doğu, otlu peynirden bir lokma aldı, ama aklı bambaşka yerdeydi: Deniz… Acaba bugün görebilecek miydi?
Tam o sırada Çimen, fırsatını yakalamış gibi, masanın diğer ucundan