Muhsin ışık

Muhsin ışık
@Mirolok
HAYAT BİR ŞİİR KADAR KISA VE GÜZELDİR. Kitaplarım: Bir Bahriyelinin kaleminden ( şiir ) Albay Nikolay ( Roman ) Kalemimden Damlayan Kan ( Şiir ) Çobanlar Vadisi ( Roman )
Asker
Üniversite
Marmaris
12 Ağustos 1996
20 okur puanı
Eylül 2022 tarihinde katıldı
DOĞU DENİZ -4
“ Mevsimlik İşçiden Ömürlük Aşk “ 4.  BÖLÜM – KARADENİZ’E YOLCULUK Fındık mevsimi nihayet gelmişti. Karadeniz’de bahçelerin sahipleri hazırlıklara başlamış, Sebahat abla da her yıl olduğu gibi işçi ayarlamak için günler öncesinden bağlantılarını kurmuştu. Her şey planlandığı gibi ilerliyordu. İşçiler için kalacak yerler ayarlanmış, köyden gideceklerin isimleri belirlenmişti. Doğu, yola çıkacağı gün sabah erkenden kalktı. Annesi bavuluna son kez göz gezdirirken içi burkuluyordu. “Kendine dikkat et oğlum,” dedi. “Yorulursun ama sabret. Emeğinin karşılığını alırsın inşallah.” Babası ise sessizdi ama gözlerindeki gururu gizlemiyordu. “Çalış, kazan, eve hayırlısıyla dön,” dedi sadece. Sebahat abla ve diğer işçilerle buluşma vakti geldiğinde, Doğu köyden ayrılıp Şırnak merkeze doğru yola koyuldu. Yol boyunca, kendisi gibi genç erkekler ve kadınlarla birlikte yürüyor, kimisi heyecanlı kimisi tedirgin bir şekilde yolculuğu konuşuyordu. Şırnak merkeze vardıklarında otobüs terminalinde bekleyen büyük bir yolcu otobüsü onları bekliyordu. Şoför, valizleri yerleştirirken Sebahat abla herkesi kontrol etti. “Hadi bakalım gençler, yerlerinize geçin. Uzun bir yolculuk olacak.” Doğu, pencere kenarında bir koltuk bulup oturdu. Motor çalıştı, otobüs hareket etmeye başladı. Geride bıraktıkları memleketlerine son bir kez baktılar. Şimdi onları bambaşka bir yer, bambaşka bir hayat bekliyordu… Otobüs terminalden uzaklaşırken içeride yavaş yavaş bir hareketlilik başladı. Kimileri yerleşmeye çalışıyor, kimileri de yolculuğun uzun süreceğini bildiği için şimdiden rahat bir pozisyon bulmaya çalışıyordu. Doğu, başını cama yasladı ve dışarıdaki manzaraya baktı. Köyü, evleri, bildiği sokakları geride bırakıyordu. Bu, ilk defa bu kadar uzağa gideceği bir yolculuktu. Ön koltukta oturan Sebahat
1000Kitap
Reklam
Olmam
Belki bin ah edersin Binlerce kez beddua edersin Ama ben sana kin tutmam. Gözlerinin feri söner zifiri karanlıkta yolunu kaybedersin Ama ben sana ışık olmam. Ben değil sen benden gittin sonunu hesap etmeden. Sen masmavi gökyüzü olsan da ben artık altında durmam. Gitmek kolay tabi kırıp dökmek ve ani bir sinirle ağzına geleni söylemekte kolay. Madem ki gitmeyi tercih ettin Şimdi bana uzaklardan bakmayı da hak ettin. Oysa nefesini dudaklarımda hissetmekti niyetim. Sen Nisan yağmurları olsan da ben sana bulut olmam. Kaldırım taşları mı sandın sen benim gururu mu? Öyle dilediğin gibi basıp gidebilmek mi adamlık. Unutma ! Bir anda başlayan her şey bitiveriyor bir anlık. Sen Halil İbrahim sofrası olsan da ben sana misafir olmam.
Sayfa 67 - Ateş Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
DOĞU DENİZ -3
3. BÖLÜM – İŞ BULABİLME ÇABALARI Doğu, sabahın erken saatlerinde köyün tek kahvesine girdi. İçeride birkaç yaşlı adam oturmuş çay içiyor, ağır ağır sohbet ediyorlardı. Kahveci, her zamanki gibi ocakta çayını demliyor, içerisi buram buram çay kokuyordu. Doğu, bir sandalyeye oturup derin bir nefes aldı. Son birkaç aydır iş arıyordu ama ne köyde ne de ilçede düzgün bir iş bulabilmişti. Çiftçilik zaten zordu, tarlalar kuraklıktan verimsizdi. Küçük esnaflık yapmak da imkansız gibiydi; alım gücü düşük, piyasa durgundu. İnşaat işleri vardı ama onlar da düzenli bir iş sağlamıyordu. Köydeki gençlerin çoğu gibi o da batıya gitmeyi düşünmeye başlamıştı. Çoğu arkadaşının yolu Adana, Mersin ya da Ege’ye düşmüştü. Kimisi tarım işinde, kimisi inşaatta çalışıyordu. Doğu, doğup büyüdüğü bu toprakları terk etmek istemiyordu ama başka çare yoktu. Tam demli çayını yudumlarken kapı açıldı ve içeri Sebahat abla girdi. Köyde herkes onu tanırdı; çalışkan, hayat dolu bir kadındı. Daha önce birkaç kez Karadeniz’e fındık toplamaya gitmişti ve her seferinde giderken yanında gitmek isteyenleri de götürmüştü. Sebahat abla, selam verip ocaktan bir çay aldı ve Doğu’nun oturduğu masaya yaklaştı. “Doğu, ne yapıyorsun bakalım?” diye sordu gülümseyerek. Doğu başını iki yana salladı. “Ne yapayım abla, iş arıyorum ama yok. Köyde de ilçede de durum aynı.” Sebahat abla başını salladı. “Biliyorum, herkes aynı dertten muzdarip. Ben yine Karadeniz’e gidiyorum bu sene, fındık zamanı yaklaşıyor. Eğer istersen seni de götürebilirim. Annenle baban izin verirse tabii.” Doğu bir an duraksadı. Karadeniz… Daha önce hiç gitmemişti. Ama para kazanmak zorundaydı. Evde oturmanın kimseye faydası yoktu. “Babamla konuşayım abla,” dedi. “Eğer izin verirlerse neden olmasın?” Sebahat abla başını salladı. “İyi düşün Doğu. İş
Alıntı
DOĞU DENİZ - 2
“ Mevsimlik İşçiden Ömürlük Aşk “ 2. BÖLÜM – TRABZON Deniz, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gözlerini açtı. Pencerenin dışında ineklerin homurtuları ve annesinin sabah telaşı duyuluyordu. Annesi çoktan ahıra inmiş, süt sağmaya başlamıştı. Babası yine Erzurum’daydı, uzun yolculuklardan birinde… Evin içinde sessiz bir hareketlilik vardı. Ablaları kahvaltıyı hazırlıyor, Harun ise her zamanki gibi bir şeylerle oyalanıyordu. Deniz, kalkıp pencereye yöneldi. Karşısında uzanan yemyeşil fındık bahçeleri hafifçe salınan yapraklar ve köyün yukarısındaki sisli tepeler… Çocukluğundan beri alıştığı bu manzaraya uzun uzun baktı. Bu görüntüyü çok seviyordu ama artık yeni bir hayatın eşiğindeydi. Yakında bu odadan, bu evden ayrılacak, Trabzon’daki öğrenci yurduna taşınacaktı. Düşündükçe içini bir burukluk kapladı. Ailesinden ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalacaktı. Tam o sırada odasının kapısı hızla açıldı ve Harun içeri daldı. “Deniiiz! Hadi kalk, gel oynayalım!” Deniz iç çekti. Harun’un sabah sabah oyun oynama isteği artık sürpriz değildi. On yaşındaki kardeşi, evde yaşıt bir arkadaşı olmadığı için sürekli onun peşindeydi. Ne zaman ders çalışmak istese, bir şeyler okumaya koyulsa Harun gelir, dikkatini dağıtırdı. Bazen tatlı bir oyun arkadaşı, bazen de küçük bir baş belasıydı. “Harun, sonra oynarız. Yeni aldığım kitabı bitirmek istiyorum çünkü sonunu çok merak ediyorum “  dedi Deniz, sesi sabırlı ama kesin bir ifadeyle. Harun somurttu. “Ama hep kitaplar okuyorsun! Biraz da benimle ilgilensen?” Deniz, kardeşinin hayal kırıklığını gördü ama bu sabah gerçekten vakti yoktu. Üniversite sınavını kazanmıştı, artık sırada okula hazırlık vardı. Kayıt işlemleri, alışveriş, taşınma telaşı… Ama Harun’un küçük dünyasında bunların hiçbiri önemli değildi. O sadece ablasıyla biraz daha fazla
1000Kitap
ANNEMİ ÖPTÜM
Annemi öptüm ama öyle rüyada değil. Hayal meyal de değil. Canlı, kanlı eti dudaklarıma değerek öptüm. O gün bugündür tadı damağımdan hiç eksilmedi. Sen şerbet say bal de. Ben ise cennetten bir nimet diyeyim.
Sayfa 3 - Ateş yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam