2000’lerde doğan biri olarak 90lı yıllara olan hayranlığım büyük. Bu durumda Seda Sayan’ın bilindik bir cümlesinden yola çıkarak “Sen seversin sevmezsin, beni ilgilendirmez. Ben nostalji kadınıyım” diyebilirim. Zaten ben bunu sık sık söylerim. Giyimiyle, müziğiyle eski dönemleri çok seviyorum. Bu sevgi biraz da annemle ilgili. Ona ve onun gençliğine olan hayranlığım, o yılları sevmemi sağladı. Annem sayesinde kasetlerle büyüdüm. Kaset dinlemek benim için büyük zevkti. Kendim kaset doldurmadım ama annemin kaset doldurma anılarını dinlemek beni çok mutlu ederdi, onu dinledikçe o yıllarda yaşayasım gelirdi. Bu kitapta da kaset doldurarak büyüyen bir neslin anılarına sıkça rastlıyoruz. Hep özendiğim o yılları bu kitapta yaşamak muhteşemdi. İrem ve Ulaş’ın hikâyesi 1990 yılında başlıyor. Onların böyle güzel bir yılda başlayan hikâyesini çok seviyorum. Öncelikle filmi izlemiştim, sonradan sahafta gözüme Karışık Kaset çarptığında hemen almıştım. Film güzeldi ama kitabı daha güzel. Müziğe ilgisi olan bu romandan büyük zevk alacaktır. Kitapta geçen müziklerin yeri benim için çok ayrı. Okurken ne zaman bir şarkı adına rastlasam hemen son kısımdaki boş sayfaya şarkının adını not ediyordum. Bu not ediş benim için kaset doldurmak kadar mutlu ediciydi. Bazıları zaten bildiğim şarkılardı, bazılarıysa ilk kez duyduğum. Anlayacağınız kitabın sonunda bir karışık kaset daha var, kitabın içinden ama ben tarafından ele alınmış olan. :)) 30 yıllık bir serüvene dahil olmak, bu serüvende şarkılarla kaybolmak harikaydı. Altını çizdiğim çok cümle var, dönüp dönüp okutan cümleler bunlar. Hikâye örgüsüyle, eğlenceli diliyle, yaşattığı duygularla mükemmel bir kitap. İyi ki o gün sahafta bana göz kırpmışsın canım kitap. Kaleminize sağlık Uygar Bey.