Bülbül, “Ölüm, bir kırmızı gül için çok ağır bir bedel…” dedi. “Yaşam herkes için çok kıymetlidir. Altın arabasındaki Güneş’i, sedef arabasındaki Ay’ı seyretmek çok zevklidir. Yamaçlarda hışırdayan fundalar çok tatlıdır. Gene de sevgi, hayattan güzeldir. Zaten bir insan yüreğiyle kıyaslanınca bir kuşun yüreği nedir ki?..”
“Kırmızı bir gül istiyorsan… Bunu ay ışığında müzikten yaratmalı, yüreğinin kanıyla renklendirmelisin. Göğsünü bir dikene saplayıp şarkı söylemelisin bana. Bütün gece sen bana şarkı söylemelisin. Bütün gece sen bana şarkı söylerken diken yüreğini delmeli, yüreğinin kanı da benim kanım olmalı.”
Şimdi ay, başucu noktasına yaklaşmış, ışıltılı malikânesinde nazlı cilvelerle neşe içinde salına salına yürüyen bir gökyüzü kraliçesi gibi, süslü ve gösterişiydi. Bakarken kendimi, bu sonsuz mavi gökyüzünde, bu yaldızlı görkemiyle tek başına hükümran olan bu ışık kraliçesi kadar mutlu ve aydınlık buldum. Eğer mümkün olsaydı, ruhumu mest eden bu mutlulukla, ben de dünyayı onun kadar aydınlatabilirdim.