"İnsanların karakteri yaşadığı kötü olaylardan sonra belli olur. Nemide annesiz büyümesine rağmen üzerinde taşıdığı kronik hastalığı babasının ve çok sevdiği doktorun sayesinde etkisi hafif bir şekilde geçirir. Taa ki sevdiği adamın ihanetine kadar. Peki onursuzca yapılan bir ihanet, onurlu bir terk edişi hak eder mi ? Halit Ziya Uşaklıgil bu eserinde realist bir dille nostaljik bir tat bırakıyor hafızamızda.
1. KİTABIN KONUSU : Annesi vereme yenik düşmüş ve kendisi de bu illetin pençesinde yaşam mücadelesi veren genç bir kızın yaşadıkları.
2. KİTABIN ÖZETİ :
NEMİDE
Şevket Bey zengin bir adamın ikinci oğlu idi. Önce ağabeyini daha sonra babasını kaybetti. Babasını kaybettiğinde kendisine Sultanahmet Caddesi’nde bir konak, Kanlıca’da bir yalı, beş altı dükkan, bir zeytinlik, bir çiftlik kalmıştı. Şevket Bey babasının sağlığında herşeye meraklıydı hemen hemen her iş hakkında bilgi edinmişti. Hiçbirşeyin üzerinde çok fazla durmamış fakat hepsine eğilimi olduğunu göstermişti. Babasının ölümünden sonra Şevket Beyin içinde bir boşluk oluşmuştu.
Günler bu şekilde geçerken bir gün annesinin yanında yürümekte olan genç bir kız görmüştü. O an içinde bazı kıpırdanmalar oldu. Kıza o kadar dikkatle bakmıştıki kızcağızın yüzü kızarmıştı. Şevket Bey daha sonra aynı kızı bir kere daha görmüş ve evine kadar takip etmişti. Kızın girdiği ev Şevket Beyin evine yakın bir yerde bulunuyordu. Bir süre düşündükten sonra Şevket Bey bu kız ile evlenmek istediğini kızın annesine bildirmiş ve bu isteği olumlu karşılanmıştı. Şevket Bey evlendiğinde sanki dünyanın en mutlu insanı olmuştu. Fakat bu mutluluğu fazla uzun sürmedi. Karısı Naime hastalanmış ve doktorların muayenesi sonucu kesinlikle çocuk yapmaması tavsiye edilmişti.Fakat bu tavsiye biraz geç kalmış bir tavsiye idi.Çünkü Naime gebe idi.
Naime çocuğunu doğurdu fakat kendisi hayata gözlerini yumdu. Yeni doğan bu kıza Nemide adını verdiler. Bu acıya dayanamayan Şevket Bey yeni doğan bebeğini Dr. Osman Beye emanet ederek iki yıllık bir seyahate çıktı. Dönüşte kızını doktordan geri aldı. Fakat kızının da bünyesi annesi gibi çok zayıftı ve ömür boyu sağlığına büyük bir dikkat gösterilmesi gerekiyordu. Şevket Bey’in bundan sonra kendi hayatını
Allah'ım Allah'ım bu kitabı okumakta ne kadar geç kalmışım... O kadar sürükleyici ve merak uyandırıcı ki nasıl bitirdim anlamadım bitsin istemedim. Sonunda henüz bu hayatta duygularınız bitmediyse bir damla göz yaşı akıtıyorsunuz...
Ah Nemide,zavallı Nemide!
Annesizliğin acısı,tek sevgisinin ihaneti, genç bedeninin lanet hastalığı.. Senin son kez 'baba, korkuyorum.' demen.
Bu kitap beni mahvetti arkadaşlar.. Müsadenizle biraz ağlayacağım....
Tamamıyla Aşk-ı Memnu tadında bir eser. Nahit, Nemide ve Nail arasındaki aşk üçgeni tıpkı Bihter, Nihal ve Behlül arasındaki üçgen. Aynı tadı ve keyfi verdi.
Kitap boyunca tüm duygular acıyla çaresizlikle harmanlanıyor. Aşkı çok güzel işlemiş, benim en çok hoşuma giden nokta Nemide'nin sırf aşık diye bencil davranmamasıydı. Çok naif ve kırılgandı her açıdan her duyguyu kendi kalbimde hissettim. Bu bile kitabın başarısını gösteriyor bence
Türk klasikleri arasında hayran kaldığım eserlerden biri. Nemide, acılarla başlayan ve acıyla biten bir hayat yaşıyor. Sade ve açık bir dille yazılmış hüzünlü bir hikaye
Nemide, Servet-i Fünun döneminin meşhur romancısı Halid Ziya Uşaklıgil’in kitap olarak yayımlanan ilk romanıdır.
Bireysel bir konuya eğilim söz konusudur. Daha çok romantik bir eser olarak değerlendirilir.
Halit Ziya romanında önemli hususlardan biri olan ev içi veya konak tasvirlerine İlk defa bu eserde rastlanılmaktadır.
Nemide, İki genç kız ile bir delikanlı arasındaki aşk üçgeni eserin ana olayını oluşturur.
Bir çıkmazın romanı... Aşk romanı gibi ama asıl verilmek istenen his ve düşünce imkansızlığa geçiş ve karanlık duyguları... Sıkıntılı hisler veren çok etkili bir roman.. :)
Şevket Bey ciddi bir kararla önündeki kâğıda yazmaya başladı. Bu,genç kızın annesine hitaben izdivaç talebini mütezammın (evlenme isteğini içeren) bir mektupu.
Bir ay sonra Şevket Bey genç zevcesinin dizleri dibinde hayatın en büyük saadetinden müstefid oluyordu. (istifade ediyordu) Lakin heyhat (Ama ne yazık) !
Hayatta en az devam eden saadettir.
Hayırlı Sahurlar!
Sürekli olarak ‘Nedime’ şeklinde okuduğum Halit Ziya kitabı. İlginç karakterleriyle nasıl olur da dizisi yapılmaz diye düşündüğüm bir kitaptır. Şevket Bey olsun Nedime olsun hatta Osman Bey olsun beni hep şaşırtmıştır. Mesela Şevket karakteri babadan zengin birisi. Tabi zengin olduğu için hiç sıkıntı çekmeyen biri olarak yansıtılmış ama bence en dikkat çekici özelliği bu zenginliğe rağmen asla şımarık biri olmaması. Nemide ise neredeyse her istediği olan, sürekli önü açılan birisi ve bu yüzden oldukça şımarık bir karakter. Osman Bey demişken onun da biraz safinaz olduğunu söylemek gerekiyor. Oldukça iyilik dolu bir kalbi, tertemiz düşünceleri ve saflığın temsilcisi olarak karşımıza çıktığını düşünüyorum.
Yeşilçam havasını derinden soluduğumuz bu kitapta kargaşa olmaması için bahsettiğimiz Şevket Bey ile Nemide’nin ilişkisinin baba kız ilişkisi olduğunu belirtelim. Rahmetli Naime Hanım, Nemide’yi doğurunca hastalık nedeniyle vefat ediyor. Şevkey Bey’de kızı çok zayıf diye onun üstüne fazla düşüyor. Bu durum da Nemide’yi şımartıyor. Arada bir de gönül ilişkisi var ki, istese çok farklı şekilde ilerleyecek bu aşk ilişkisinde de sevilmediği bir kalbe ısrar etmeyen kadın görüyoruz. Gerçekten de insanın sevilmediği kalbe girmeye çalışması büyük kötülük olurdu. Yazarı da bu güzel düşüncesi nedeniyle tebrik etmek gerekiyor.
Bir yandan da ensest diyebileceğim, insanların adeta öz kardeş gibi olduğu -en azından ben öyle düşünüyorum- kişilerle birliktelikler yaşaması. Bizim eski toprak yazarlar hep nedense ilişkileri bu şekilde yazmışlar. Buna da sinir oluyorum. Yok teyzesinin kızına aşık olmuş, yok amcasının oğluna sevdalanmış. Ne oluyoruz yahu? Bu çok iğrenç bir şey değil mi? İnsan öz kardeşine aşık olur mu yahu. Ben sevmiyorum bence yanlış bir
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.