Zamanımızın oldukça önemli bölümünü çalışarak, çalışarak tükettiğimiz gücü geri toplayarak veya iş bulmak, işe hazırlanmak ve tutunmak adına gerekli olan binlerce mecburi görevle meşgul olarak harcadığımızı göz önünde bulundurunca, vaktimizin ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu söylemek giderek zorlaşıyor.
Kitabı kapattığımda düşündüm. Sırf yetersiz biri olduğum düşüncesinde kaybolmamalıyım. Hâlâ bir şansa sahip değil miyim? Eksik de olsam iyilik yapıp, güzellikle konuşamaz mıyım? Hayal kırıklığına sebep olan ben de bazen, sadece bazen iyi bir insan olamaz mıyım? Böyle düşününce yeniden hayat buluyor, gelecek günler için sabırsızlanmaya başlıyorum.
Kahve ağacı yaprak dökmezdi ve kahve çekirdekleri ağaç meyvelerinin tohumlarıydı. Çekirdekler Arabica ve Robusta olarak ikiye ayrılırdı ve Jimi tadını daha güzel bulduğu için yalnızca Arabica satışı yaptıklarını söylemişti. Ardından bir kahvenin aromasını neyin belirlediğini sormuş, Minjun bilmediğini söyleyince tanıtın rakım olduğunu açıklamıştı. Ovalarda yetişen çekirdekler daha dayanıklı ve aroması daha hafifti, yükseklerde yetişen çekirdeklerin asiditesi iyiydi ve meyve ile çiçek karışımı bir kokuya sahipti.
Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi. O zaman, tekrar bir başka doğru cevaba tutunup yaşamaya devam ederdik. İşte bu bizim küçük, sıradan yaşamımızdı. Böyle böyle doğru cevaplarımız sürekli değişime uğrardı.